All posts tagged new york

New York’tan ayrılma vakti.. (NY 6)

Malesef Amerika seyahatimizin, New York günlerinin sonuncusuna gelmiştik. New York’tan bizi bir sonraki durağımız San Francisco’ya götürecek uçağımız 14:30’da Newark Havalimanı’ndan kalkacaktı.

map

Newark Havalimanı, New York’un batısında, New Jersey eyaletinde yer alıyor. Ancak New York’a yakınlığı sebebiyle tercih edilen bir havalimanı. Bu havalimanına ulaşım en kolay olarak raylı sistemle tabii ki. Manhattan’da, New York Penn Station’dan “NJ Transit” trenine binmek gerekiyor ilk önce, daha sonra ise, “Air Train Newark” ile uçağınızın kalkacağı terminale gidebilirsiniz.

Sabah valizlerle evden çıkmaya karar verdik ve havalimanına gitmek için de Penn Station’ı kullanacağımız için, buraya yakın bir valiz depolama dükkanı bulduk.  Luggage Storage Manhattan isimli dükkanın, Penn Station’a yakın olan şubesine valiz başına 10 $ ödeyerek valizlerimizi bıraktık.

Sonrasında ise, Central Park’ta bisiklet turu yapmaktı planımız. Önceki günlerde Grayline Sightseeing’ten aldığımız bilet içinde 1 saatlik bisiklet turu da geçerli olduğundan, direkt anlaşmalı bisikletçiye gittik.

Central Park’ın güney ucunda, 56. sokakta 5. ve 6. Caddeler arasında yanyana bir çok bisiklet kiralama dükkanı var. Yol üstünde de bu dükkanlara müşteri çekmeye çalışan çalışanlar :)

IMG_525
Bisikletçiye yürürken, yolda komik bir sokak gördük: “6 ½ Avenue” aklıma Karşıyakalıların 35 ½ ları geldi :)

Bisikletleri Central Park Sightseeing’ten kiraladık ve park turuna başladık. biletimiz olmasaydı, saatlik  kişi başı 15 $ ödememiz gerekecekti. Pedal çevirmeye üşenenler için de herşey düşünülmüş :)

IMG_537

Şimdi önemli bir noktadan bahsedeceğim: Bu tura başlarken, aslında park içindeki yolların tek yön olduğunu bilmiyorduk. Böylece turumuz tahmin ettiğimizden uzadı ve yorucu oldu. Parkın doğu – batı arasındaki geçişlerde ara yollarda bisiklete binmeden geçiş var neyse ki de tüm parkı turlamak zorunda kalmadık. Kısaca hatırlayalım parkın içindeki parkur yaklaşık 10 km..

Bisiklet turumuzda, fotoğraf molalarının ardından parkın meşhurlarından “Strawerry Fields” köşesine geldik. Bu köşe Beatles grubunun üyelerinden John Lennon anısına düzenlenmiş. Parkın batısında, John Lennon’un yaşadığı ve önünde vurulduğu Dakota Apartmanı’nın tam karşısında yer alıyor.

DSC_217

Siyah beyaz mozaiklerden düzenlenmiş daireni ortasında oldukça meşhur şarkı olan “Imagine” yazıyor.

Bu meydanın etrafında banklarda oturan insanlar, gitarıyla Beatles şarkıları çalan sokak müzisyenleri yer alıyor, Imagine yazısının etrafında ise, çiçekler…

Strawberry Fields’i de gördüğümüze göre, artık hızlıca havalimanına gitme vakti gelmişti. Bisikletleri bıraktık, valizleri aldık ve New York Penn Station’dan NJ Transit’e binip, Newark Havalimanının yolunu tuttuk. NJ Transit’in saatleri varmış, biz metro gibi her dakika vardır diye düşünmüştük, şansımıza tren istasyonuna varınca hemen yakaladık. Havalimanına gitmek için “Jamaica Station” da inip Air Train’e binmek gerekiyor, Air Train  5,5 $. Ufak bir hatırlatma, havalimanında 8 tane terminal var, uçağınız hangi terminalden kalkacak öncesinde bilseniz iyi olur, zaman kaybetmeden direkt uçağın kalkacağı terminalde inersiniz Air Train’den.

Gelelim havalimanındaki maceramıza :) Açıkcası içhat uçacağımız için 1 saat önce havalimanında olmak yeter diye düşünmüştük. Yaklaşık 1 saat önce de terminaldeydik. Online checkin de yapmıştık. Valizleri vermek için de self checkin bankoları vardı. Bankoya gittik, önümüzde bir iki kişi vardı, sıra bize gelince, sistem hata verdi, görevliyle görüşün uyarısı çıktı. Biz de bu sefer görevli olan bankoya gittik. Pasaportları verdik ve görevli kadın bize, bagaj verme işleminin uçuşa 45 dakika kala kapandığını söyledi. Saate baktık, uçuşa 43 dk vardı. “İki dakika geçmiş ne var ki” dedik “verelim bagajlarımızı”. Görevli “hayır alamam, bir sonraki uçağa binebilirsiniz” dedi.. O anki şokumuzu anlatamam, biraz dil döktük “aman yapmayın etmeyin, yapabileceğiniz birşeyler yok mu vs. vs.” neden sonra görevli aldı bagajlarımızı, verdi uçuş kartlarımızı. Derin bir oh çektik, güvenlikten geçerek uçağa bindik..

Sırada Amerika’da keşfedeceğimiz bir sonraki şehir San Francisco var :)

 

 

Müzikalle noktalanan bir gün.. (NY 5)

Pazartesi günü ilk durağımız, meşhur tren istasyonu Grand Central Terminaldi. Evden metroya yürüyüp, terminale ulaştık.

Image00085

Burayı sadece tren istasyonu olarak tanımlamak haksızlık olur. Çünkü içinde yer alan mağazalar ve yeme-içme alternatifleri ve düzenlenen etkinlikler ile bir tren istasyonundan çok daha  fazlası Grand Central Terminal.

Ana meydanı mimari olarak oldukça etkileyici. Bu meydana bakan Apple Mağazası bir üst katta yer alıyor ve meydanın fotoğrafını çekmek için ideal bir nokta bence. Gitmişken bir kaç ürüne göz atmadan çıkmak olmaz tabii ki :)

Image00096Image00097Bu tarihi tren istasyonunda bir de Market kısmı var ki burası da çok güzel dizayn edilmiş. Yanyana küçük dükkanlar, pastaneden, balıkçıya, peynirciden kasaba herşey var :)

B2011ds50.406.left_u bölgede mutlaka bahsetmem gereken bir bina daha var, o da “Chrysler Binası”. Adını daha önce duyduğumuz, televizyonda da gördüğümüz bir bina. Art deco tarzındaki mimarisi ile zaten akılda kalıcı bir görselliğe sahip. Belki de New York’taki en güzel binalardan biri.

1930 yılında faaliyete geçen bina, Empire State  Binası’nın açılışına kadar geçen 11 ay boyunca dünyanın en yüksek binası ünvanına sahip olmuş. Bence binayla ilgili bir diğer ilginç detay, dış cephede kullanılan bazı süslemelerin  o dönemdeki Chrysler marka otomobillerinden kullanılan bazı dekoratif öğeler ile aynı olması.

Gezimizin bir sonraki durağı 1911 yılından beri hizmet veren  New York Public Library. New York Halk Kütüphanesi, Manhattan’ın sembollerinden bir diğeri.

Image00098

Görkemli bir girişe sahip olan binanın içi de oldukça güzel.

Image00099

Kütüphane içinde yer alan Rose Main Reading Room / Rose Ana Okuma Odası filmlerden görmeye alışkın olduğumuz yerlerden biri. Futbol sahasının uzunluğuna sahip okuma odası, 636 kişi kapasitesli oturma ve çalışma alanına sahipmiş. Bizim gezdiğimiz sırada malesef bazı güvenlik tedbirleri sebebiyle bu oda kapalıydı ve göremedik :( Ama nasıl bir yerdi diye sorarsanız, işte böyleymiş…

NYC_Public_Library_Research_Room_Jan_2006

Kütüphanenin hediyelik eşya dükkanı da New York ile ilgili güzel ve uygun fiyatlı hediyelik eşya alternatifleri sunuyor. Mutkala uğrayın bence :)

Kütüphane gezimizden sonra, biraz dinlenmek için, kütüphanenin hemen arkasında yer alan ve kütüphane arşivlerinin üzerine kurulmuş olan Bryant Parka geçtik.

Bu park, New York’ta en sevdiğim parklardan biri oldu. Neden sevdiğime gelince.. Park içinde sayısız masa sandalye var, insanlar ellerinde sandviçeleri ve kahveleriyle diledikleri gibi oturabiliyorlar.

Parkın bir kısmı “okuma köşesi” olarak düzenlenmiş. Kitaplar, dergiler, gazeteler var. Hatta çoçuklar için ayrı bir kısım dahi var. Park içinde bir bölümde masa tenisi, satranç köşeleri ve hatta carusel bile var. Parkın ortasındaki büyük yeşil alan yazları konserlere ev sahipliği yaparken, kışları da bir buz pateni pistine dönüşüyormuş..

Bu kadar güzel bir park nasıl oluyormuş diye merak ettim ve biraz araştırdım. Çok da uzatmadan birkaç cümleyle özetlemek isterim. Yaklaşık 39 dönümlük alanı kaplayan park, kar amacı gütmeyen, Bryant Park Corporation isimli, özel bir işletme tarafından yönetiliyormuş. Park içerisinde yer alan işletmeler ve parkta düzenlenen etkinlikler de gelir kaynağı olarak kullanılıyormuş. Vallaha bravo :)

Image00105Image00137Manhattan’ın gökdelenleri arasındaki sokaklarda, Bryant Park’tan sonraki durağımız “Rockefeller Centera doğru zaman zaman yüzümüzü göğe çevirerek yürüdük.

Gökyüzünün mavisine karışan binalar, özellikle dörtyol kavşaklarında güzel kareler sundu bana :)

 

 

89 dönüm üzerinde, 19 binadan oluşan Rockefeller Center kompleksi, 1987 yılından beri Ulusal Tarihi Simge’ler listesindeymiş. Amerika’nın ilk karma kullanımlı kompleksi ünvanına da sahip. Alışveriş, eğlence ve ofis binalarından oluşan merkezde meydanlar da oldukça güzel.

Binanın tepesinde yer alan “Top of the Rock” Seyir Terası Manhattan’a yukardan bakmak isteyenlerin Empire States binası dışındaki alternatifi.

Image00086

Atlas heykeli, Prometheus heykeli gibi heykellerin de yer aldığı bayraklarla süslü ana meydanda bir de çiçeklerden heykel vardı.

Rockefeller Center sonrası Times Meydanı’nı bir de gündüz gözüyle görelim dedik ve meydana yürüdük. Elbette gece daha güzel ama gündüz de hiç fena değil :)

Sırada “Greenwich Village” bölgesi ve sonrasında “Meatpacking District” bölgesi var.

Yerel halk tarafından “village”  yani köy olarak da adlandırılan Greenwich Village, sanatçıların cenneti ve bohem hayatın başkenti olarak da biliniyor. Ayrıca New York Üniversitesi’nin kampüsü de burada yer alıyor.

Her ne kadar yükselen fiyatlar sonucunda, sanatçıların bölgeden taşınmasıyla, bohem günlerin geride kaldığı herkes tarafından bilinsede, günümüzde Greenwich Village önemini korumaya devam ediyor.

Haritayı elimizden bırakıp sokaklarda yürürken kendimizi Soho’da bulduk. Böyle olunca da bir amaca yöneldik, zaten yediğimiz hotdogları çoktan sindirmiş olmalıyız ki, hafiften bir açlık hissi de gelmişti. Hedefimiz: Eileen’s Special Cheesecake

Image00110

Image00109Gitmeden önce aldığımız tavsiyelerden biriydi bu meşhur cheesecake dükkanı, 1975 yılından beri sadece ve aklınıza gelebilecekher çeşit cheesecake yapıyorlarmış.

Image00107 Image00108Minicik bir dükkan ve sanırım çok uzun yıllardır hiç tadilat görmemiş. Vitrinden seçtik yabanmersinli cheesecake’imizi, yanında kahvelerimizi de yudumlayarak dinlendik biraz. Gerçekten de lezzetliydi :) Tek kişilik cheesecake’ler 3,5 $.

Cheesecake molasından biraz daha ara sokaklarda dolandık ve  yeni hedefimiz  “Meatpacking District”e gitmek için taksiye atladık. İlerleyen satırlarda detaylarını anlatacağım “High Line” nın başladığı noktada indik.

Her ne kadar cheesecake ile açlığımızı bastırmış olsak da şöyle adam akıllı oturup bir yemek yememiştik. Bu noktada oldukçe keyifli ve davetkar görünen The Standart Grill in bahçesine oturduk.

Image00112 Image00111

Menümüzde “standart ranch burger” (16 $) ve “new york strip” (32 $) vardı, soğuk bira (7 $) Yeşillikler içindeki bahçede keyifli bir yemek oldu.

Image00113High Line’a çıkmadan önce bir de Chelsea Marketi görelim dedik. Bence siz de mutlaka görmelisiniz burayı. Chelsea Market, şu an mağazaları, yeme içme alanları, ofis alanları ve televizyon stüdyoları ile aslında bir dönüşüm projesi. Meşhur Oreo bisküvilerinin üretildiği, National Biscuit Company’e ait bir bisküvi fabrikasından bugünkü haline dönüştürülmüş bir bina.

Image00118 Image00117

 

 

Chelsea Market içinde gezerken zaten eski bir fabrika içerisinde olduğunuzu hissedeceksiniz., dekorasyonda fabrika ile ilgili detayları göreceksiniz.

Çok güzel restoranlar var, bize keşke aç olsaydık dedirten. Hele bir kurabiye dükkanı vardı ki, bir kaç resim paylaşmadan geçemeyeceğim :)

Madem karnımız tok yemek yiyemedik, “l’arte del gelato” dan da bir İtalyan dondurması almadan da geçmek olmaz değil mi? coppetta piccola/minik külah 4,90 $.

Image00089Chelsea Market’i de gezdiğimize göre sıra, “The High Lineda. High Line, yerden yüksekte yer alan ve artık kullanılmayan bir demiryolu hattının bir parke dönüştürülmesiyle oluşturulmuş çok keyifli bir yer.

Geçmişi 1930’lu yıllara kadar giden demiryolu hattı, bölgedeki depolara direkt bağlantıyla hizmet veriyormuş. Ancak değişen koşullar ve demiryolu taşımacılığının yerini kara taşımacılığına bırakmasıyla 1970’li yıllarda bu demiryolu da işlevini kaybetmeye başlamış.

Image00088

1999 yılında kurulan “Friends of Highline” yani High Line’nın arkadaşları’’ isimli sivil toplum kuruluşu, topladığı bağışlar ve belediyeden aldığı destekle, High Line’ın çok keyifli 2,3 km uzunluğunda lineer bir park haline getirmiş. İlk etabı 2009 yılında açılan projenin üçüncü ve son etabı da 2014’te ziyaretçilere açılmış.

Parkta gezerken demiryollarını görmek mümkün, güzel bir peyzaj, orijinal şehir mobilyaları ile harika bir park çıkmış ortaya.

Dilerseniz biraz uzanıp güneşin keyfini çıkarabilirsiniz.

Eğer yorulursanız ve ayaklarınızı suyla dinlendirmek isterseniz, parkın bir kısmında suların içinde yayan yürüyebilirsiniz.

Image00087Yorulursanız, bir kahve veya bir sandviçe ihtiyacınız olursa, park üzerinde yer alan büfelerden birşeyler alabilirsiniz.

Image00136High Line’da yürürken New York’un sembollerinden Empire States binasına başka bir perspektiften bakma şansınız da olacak :)

Image00095Yol seyiyesinden yukarıda olduğunuz için ara ara caddeye inen merdivenler ve asansörler de düşünülmüş. Biz de 23. sokağın olduğu noktadan High Line’dan indik ve 23. sokaktan dümdüz devam ederek, bir diğer simge yapı “Flatiron Binası”na doğru yol aldık yürüyerek.

Image00092
20 katlı Flatiron Binası, 1902 yılında tamamlanmış ve 1909 yılına kadar dünyanın en yüksek binası ünvanını taşımış.. Dönemin ilk gökdelenlerinden olan üçgen bir şekle sahip bina, 1966 yılında New York’un simgesi seçilmiş, 1979 yılında ise Ulusal Tarihi Yapılar listesindeki yerini almış. Bina ayrıca ilk kez çelik konstruksiyon ile inşa edilen bina ünvanına da sahip.

Oldukça estetik bir görüntüye sahip ama üçgenin dar açılı köşesi kullanım açısından verimsizdir diye tahmin ediyorum.

Image00093Eğer yorulduysanız, binanın tam karşısında, yer alan Madison Square Park’ta dinlenebilirsiniz.

Biz de ufak bir yorgunluk molasının ardından, Brodway Caddesi’nden yürüyüşümüze devam ettik ve Greenley Square Park’ın içinden geçtik.

 

Image00121

Image00120Bu parkın içinde kurulmuş yeme içme standlarından biri de Türk mutfağından ürünler satıyordu :)

Yürüyüşümüzü Times meydanında noktaladık çünkü akşam bir Brodway şovu izleyecektik. New York’a gelip, o kadar Brodway şovundan birini izlemeden dönmek ayıp olurdu zaten. Bizim seçtiğimiz şov ise Rock of Agesdı.roa

Şimdi New York’ta Brodway şovu izlemek için yapılması gereken adımları sıralayalım :) Aynı anda sahnelenen onlarca şov var. Her şovun sahnelendiği kendi tiyatrosu var. Hepsi de birbirine çok yakın Times meydanına da çok yakın “Theatre District / Tiyatro Semti”nde.

Hangi şova gideceğinize karar verirken benim faydalandığım bir websitesine bakabilirsiniz. Bu web sitesinde en popüler şov The Lion King, bizim seçtiğimiz Rock of Ages ise 17. sıradaydı.

Malesef Brodway şovları pahalı. Nasıl ucuza getirebiliriz diye çok araştırdım, ve gonyc sitesinde bu konuda yazılmış bir yazı buldum, okumanızı tavsiye ederim.

Biletimizi online olarak “Gonyc” sitesinin yönlendirdiği Brodway Offers sitesinden aldık. Balkonda yer alan, 2. sıradaki iki koltuk için 178 usd ödedik, yani kişi başı 89 $. Aynı bilet müzikalin yönlendirdiği web sitesi olan Telechargeda daha pahalıydı, iki kişi için 215 $. Yani neredeyse %21 indirimli almıştık.

Bu site güvenli mi diye merak edenler için yazayım, hiç sorun da yaşamadık, tiyatroya gitmeden önce mutlaka biletlerin çıktısını alın, çünkü gişede basılamıyor ve telefondan bilet onayını göstermeniz yeterli olmuyor.

Ucuza bilet almanın bir diğer yolu, Times meydanındaki  TKTS Booth”. Aynı gün sergilenen şovların %50’ye varan indirimli biletleri satılıyor. Ancak tabii ki gün içinde gişeye uğramak, hangi şova bilet var diye araştırmak gerek. Kısıtlı zamana sahip olduğumuzdan işi şansa bırakmadık ve gitmeden aldık biletlerimizi.

Rock of Ages, “Helen Hayes Tiyatrosu”nda sahneleniyordu. Yaklaşık 600 kişi kapasiteli tiyatronun geçmişi 1912 yılına kadar gidiyormuş. Gösteri sırasında yeme-içmenin serbest olması da benim için enterasan bir detaydı.

IMG_9486

Balkondaki yerimiz oldukça güzeldi, tüm sahneye hakimdik, bu arada tüm salon doluydu. Gösterinin konusu, 1980’li yıllarda meşhur olmaya çalışan iki gencin aşk hikayesi. Araya serpiştirilmiş efsanevi rock şarkılarıyla oldukça hareketli ve eğlenceli bir müzikaldi.

Çıkışta biraz acıkmış olduğumuzu hissettik hem bir şeyler atıştırmak, hem de rocknroll ruhuna devam etmek için Times Meydanı’ndaki Hard Rock Cafe”de oturmaya karar verdik. Bir tane atıştırmalık “nachopalooza” (11,95 $) bir de ana yemek olarak “Cowboy Ribeye Steak” (34,95 $) söyledik, yanına da fıçı bira – bardak dahil (12,99 $). Porsiyonlar o kadar büyüktü ki bitiremedik. Böylece geceyi Hard Rock Cafe’de noktaladık, hatıra bardaklarımızı çıkışta aldıp evin yolunu tuttuk :)

Manhattan ve Brooklyn keşfine devam..(NY 4)

178px-Central_Park_New_York_City.svgSabah evden çıkıp, Central Park’ın kuzey sınırı olan 110. sokaktan yürüdük ve işte Central Park’taydık. Central Park’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilmek için burada birkaç sayısal bilgiyi paylaşmalıyım.

Manhattan’ın %6’sını oluşturuyor, 341 hektarlık bir alanı kaplıyor, 4 km uzunluğunda ve 800 m genişliğinde bir alanı kapsıyor yani yaklaşık 45 futbol sahası büyüklüğünde !!

Parkın içerisinde, 9,7 km bir yürüyüş ve bisiklet parkuru var.

1873 yılında açılan park, Amerika’nın en çok ziyaret edilen parkıymış, yıllık 35 milyon ziyaretçiden bahsediyoruz bu arada :)

Parkta düzenlenen turlar için gitmeden Central Park resmi sayfasının etkinlikler  gözatmakta fayda var.

Image00046

Pazar kahvaltısını Central Park’ta yapalım dedik ama parkın içindeki büfeler açık değildi malesef, biraz yürüdük sonra bir gün önce aldığımız Grayline otobüsüne binelim dedik, otobüs de gelmeyince bir türlü tekrar parkın içine girdik ve North Meadow Recreation Center’da bir büfe bulduk, kahve ve kruvasan eşliğindeki kahvaltımızı baseball maçı izleyerek yaptık.

Image00053

Central Park’ta sıradan bir Pazar günüydü, bisiklet turu yapanlar, yürüyenler, koşanlar ve tabii ki sincaplar :)

Sonrasında parkın batı tarafına geçtik ve buradan Grayline otobüsüne binip, önce “Uptown” turu (mor hat) otobüsüne bindik, sonra da “Bronx” turu (mavi hat) otobüsüne geçtik.

greyline bronx

Uptown turundan Bronx turuna geçilen noktada “Cathedral of St. John the Divine” katedrali yer alıyor.

Image00049Image00052

Acaba içine girsek mi diye düşündüğümüz, otobüsün kalkmasına vakit olunca içine girmeye karar verdiğimiz, girince de tavandan asılı heykellerini çok orijinal bulup iyi ki görmüşüz bir katedral oldu.

Katedralin bahçesinde yer alan havuzun ortasındaki heykel de oldukça ilginçti..

the-ninetiesHarlem’de yer alan Apollo Theatre’ı da gördük otobüs turunda. Geçmişi 1914’e kadar giden Apollo Theatre şehrin müzik hayatının önemli bir sembolü haline gelmiş.

1991’de de resmi olarak New York’un resmi olarak simgeleri arasındaki yerini almış.

Bir çok ünlü müzisyen Apollo Theratre’da düzenlenen amatörler gecesinde sahne alıp ünlenmiş. Bu ünlüler arasında olan isimlerden bazılar da şöyle: Jimi Hendrix, Billie Holiday, Mariah Carey, Stevie Wonder, The Jackson 5, James Brown, King Curtis ve Diana Ross.

Bronx turunun bir diğer önemli durağı “Yankee Stadyumu”ydu. Amerika deyince akla gelen spor beyzbol tabi ki de.

Image00048

En önemli takımlardan biri olan New York Yankees’in stadyumunu tam da maça bir saat kala görmek de bizim şansımız oldu :) Kalabalık fanatik taraftar grupları içinde Beşiktaş forması ile gezen eşim, kartal sembolü yapmayı da ihmal etmedi :)

Image00047

Gün içindeki bir sonraki etkinliğimiz ise, New York Street Art turuydu. Seyahat öncesi araştırmalarımızda ücretsiz daha doğrusu sabit bir ücreti olmayan “gönlünden ne koparsa” modeli bir street art turu bulmuştuk freetoursbyfoot sitesinden:  Bushwick Graffiti and Street Art Tour.

Bu tur dışında bulduğum turlar genellikle kişibaşı 25 $ ücretliydi. Eğer meraklıysanız sizde diğer turların linklerini de paylaşayım, bir bakarsınız belki. Street Art Walk, Graff Tours, Saddle Shoe Tours. Bir de Street Art NYC isimli aplikasyon bulmuştum ama kullanmadım.

Saat 14:00’de Brooklyn’de başlayacak olan tura yetişmek bizim için oldukça zor oldu. Şehrin bir ucundan diğer ucuna bir iki metro aktarmasıyla yaklaşık 20 dk gecikme ile vardık. Neyseki grup, buluşma noktasından pek fazla uzaklaşmamıştı. Hemen gruba dahil olduk ve yaklaşık 2 saat süren bir tur yaptık.

Image00054

street art turu buluşma noktası

Tur ilk önce graffitti ağırlıklı başladı, rehberimiz de sağolsun biraz fazla konuşkandı. Graffiti kısmından çok street art’lar ilgimizi çekiyordu. Özellikle ince espiriler barındıran sokak sanatları ise favorimizdi :)

Image00056

film afişleri bile street art !

Dolaştığımız sokaklar, Brooklyn’in kuzeyinde, Williansburg ile sınır oluşturan Bushwick bölgesindeydi. Bu bölge işçi sınıfının ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölgeymiş. Ancak özellikle son yıllarda, sanatçıları çekmeye başlamış, bölgede sanat stüdyoları açılmış. Eski fabrikaların ve imalathanelerin bulunduğu binaların cepheleri de sokak sanatçılarını bu bölgeye çekmiş.

Image00066

never let go !

Bu noktada bölgedeki sokak sanatına en büyük katkıyı sağlayan Bushwick Collectiveden bahsetmek gerek. Doğma büyüme Bushwick’li olan Joseph Ficalora, şiddet ve suçun olduğu Bushwick sokaklarını, açık hava galerisine dönüşmesindeki en önemli kişi. Kendisi de sokak sanatçısı olan Joseph, dünyanın bir çok farklı yerinden sokak sanatçısını davet edip, bölgedeki duvarları sokak sanatıyla donatmasına aracılık etmiş. Bununla da kalmayıp, yapılan çalışmaların yasal izinlerini almak için de uğraşmış. Böylece belediye görevlileri gelip duvarları gri boyalarla boyayıp sokak sanatını yok edememişler.

Şimdi sizleri sevdiğim sokak sanatı fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum..

Yaklaşık iki saatlik turun ardından, grup fotoğrafımızı da çekilip dağıldık. Yorgunluk ve sıcağında etkisiyle kendimizi  şirin ve küçük “AP Cafe”ye attık, soğuk kahvelerimizi içerken yorgunluğumuzu attık :)

Bu arada Brooklyn sokaklarında dolaşırken yine Amerikan filmlerinden görmeye alışkın olduğumuz bir sahneyle karşılaştık:  Patlayan bir itfaiye borusu :) Image00065

Molanın ardından metroya atlayıp “Brooklyn Bridge”in olduğu noktaya geldik. 1883 yılında açılan “Brooklyn Köprüsü” dünyanın ilk çelik asma köprüsü ünvanına sahip. Yaya, bisiklet ve araç trafiğine açık olan köprü inanılmaz bir simetriye sahip.

Image00076Köprünün Brooklyn tarafında bir de meşhur bir pizzacı var:  “Grimaldi’s Pizza  Zaten önündeki sıradan anlayacaksınız nasıl popüler bir mekan olduğunu. Yolunuz düşerse, mutlaka pizza yiyin burada.

1991 yılından beri faal olan pizzacıyı meşhur yapan özelliği ise, pizzaların kömür ateşinde taş fırında pişiyor olması.

Image00079Oturabilmek için yaklaşık yarım saat sıra bekledik, sıradaki insanlara su ikramı var :) Şansımıza iki kişilik masalar daha çabuk boşalıyor ve sıra nispeten daha hızlı geldi.

Ama sakın ola sizde bizim gibi, sıra uzun daha çok bekleriz diye biriniz sıradan çıkıp etrafı gezmeye gitmeyin, “biz aslında iki kişiyiz, eşim birazdan geliyor dersiniz”, sözünüzü dinletemezsiniz, sıranız geçer. Gerçekten iki kişi olunca ciddiye alınırsınız.

Image00078 Image00077Gelelim pizzalara..Pizzalar standart, küçük pizza 12 $, büyük pizza 14 $. Standartta  taze mozerella, domates, fesleğen var, üzerine ilave malzemeler 2 $ civarı, salam gibi etli malzemeler ise 4$.

Alkol yok, kola vb. içecekler 3 $. Amerika ile ilgili bir detay, pet şişe kolalar 591 ml yani bize göre baya büyük. Zaten bu Amerikalalıların herşeyi büyük :) Yani çok açsanız, bir büyük pizza iki kişiye yeter de artar bile :)

Pizza ziyafetinden sonra, East River kıyısına yürüdük. Brooklyn Köprüsü ve Manhattan manzaralı Brooklyn parkında manzaranın tadını çıkardık.

Image00080

 

Oldukça sevimli bir binada yer alan Brooklyn Ice Cream Factoryden dondurma almadan geçmek olmazdı tabii ki de :)

Meyvalı dondurma pek tercih etmem ama şansıma sadece çilek ve şeftalili dondurma kalmıştı, fiyatlar da şöyle: 1 top 4 $, 2 top 6 $, 3 top 7 $.

Image00081Brooklyn Köprüsü’nden yürüyerek Manhattan’a geçmeye gelmişti sıra. Köprünün çelik halatları ve kusursuz simetrisine hayran kalarak yürüdük.

Image00068

Empire State binası ve Manhattan Köprüsü

Image00067

Empire State binası ve Manhattan Köprüsü

Havanın kararmaya başlamasıyla Manhattan siluetini oluşturan binaların ışıklarıda yanınca, manzaramız daha da güzel oldu :)

Image00070

manhattan’daki en yüksek bina: one world trade center

Image00071

manhattan

Image00075Manhattan’a geçtikten sonra sıra New York’un bir başka sembolüne gelmişti:  Empire State Binası  Sabah 8’den gece 2’ye kadar açık olan binanın seyir terası, iki ayrı kademeden oluşuyor.

Ana teras 86. katta, üst teras ise 102. katta yer alıyor.  Ana terasa çıkış normal bilet ile  29 $ ekspres bilet ile 50 $, üst terasa çıkış ise normal bilet 46 $, ekspres bilet 67 $.

Seyahat öncesi bir dizi araştırma sonrası üst terasa çıkmanın o kadar da gerekli olmadığına karar vermiştik. Bunun yerine ekspres bilet almanın uzun sıraları geride bırakmak için daha mantıklı olduğuna karar vermiştik. Aslında vakit satın almak anlamına geliyor bu durum. Ekspres bilet alarak, yaklaşık 1,5 saat kazanmış olduk.

 

Asansörden indikten sonra dağıtılan sesli rehberlerden almadan geçmeyin. Seyir terasına çıkınca manzaraya takılan, New York’un sembolleri olmuş binalar  hakkında ilginç detayları dinleyerek öğrenebilirsiniz böylece :)

Image00073

Hava kararmış olduğu için New York’u gece ışıl ışıl görmek kısmet oldu bize. Gerçekten de manzara çok güzeldi.

Image00072

Zamanı ayarlamak zor ama tepesine çıkılan diğer tüm binalar gibi buraya da akşam üzeri çıkıp şehri hem gündüz hem de gece görmek her yerde tavsiye edildiği gibi, iyi fikir olabilir.

Image00074

o ışıl ışıl görünen yer ise times meydanı :)

Empire State binasında ekspres biletimiz olmasına ve hiç sıra beklememize rağmen yaklaşık 1,5 saat harcamışız.

Empire State’ten sonra geceyi “Blue Note Jazz Clubte noktalamaya karar verince bir taksiye atladık hemen. New York denince insanın aklına jazz klüpler geliyor ister istemez. Bizim de New York’ta yapmak istediklerimizden biri de bir Jazz Club’a gitmekti.

Dünyanın önde gelen caz kulüplerinden biri olan Blue Note Jazz Club, 1981 yılında kurulmuş ve bulunduğu Greenwich Village  bölgesindeki kültürel kurumlardan biri haline gelmiş.

Image00083 Image00084

Blue Note Jazz Club’e giriş ücretli, eğer barda oturmak isterseniz giriş 20 $, masa isterseniz ise 35 $. Biz barı tercih ettik  ve  canlı jazz eşliğinde biralarımızı yudumladık. Günün yorgunluğu üzerimize çökünce, taksiye atladık ve eve döndük.

New York’ta üçüncü gün için bir sonraki sayfaya lütfen :)

Manhattan’ı keşfe hazırız :) ( NY 3)

Evde hızlı bir kahvaltının ardından 9:00 gibi kendimizi Manhattan sokaklarına attık. Planımız ilk önce adanın en kuzeyini görmekti. Metroyla “Lower Manhattan”a gittik. Size bu bölgede görülmesi gereken yerleri anlatayım :)

Bence buradaki en etkileyici yapı, “İkiz Kuleler”in yerine inşa edilmiş olan “9/11 Memorial” Anıtı. Başka nereleri görelim derseniz, “Wall Street”, “New York Stock Exchange (Borsa)”, borsanın iyi dönemini simgeleyen “Boğa anıtı”, “Federal Hall”, “Trinity Kilisesi”,

lower-manhattan

Beni en çok etkileyen kısım ile başlayayım: “Dünya Ticaret Merkezi” yeni adı ile “Ground Zero/Sıfır Noktası”. 1973’te faaliyete geçen ve toplamda yedi binadan oluşan kompleksin en ünlü binaları “İkiz Kuleler”di.

11 Eylül 2001’de El Kaide örgütünün üstlendiği terörist saldırıda her iki kuleye de çarpan uçaklar büyük hasara yol açtı. Yaklaşık 3000 kişinin ölümüyle sonuçlanan bu saldırıdan sonra, kulelerin olduğu alana; bu saldırıda hayatını kaybedenler anısına “9/11 Anıtı” yapıldı.

 

Bu anıt, sonsuz bir havuz gibi, havuzu çevreleyen duvarın üzerinde saldırıda hayatını kaybedenlerin isimleri yazıyor.

Image00016

Burada bir de 9/11 müzesi  var, daha fazla bilgi almak ve gezmek isteyenler için, biz gerek görmedik ve gezmedik.

Image00015

Image00019 Image00017Bu alanda bir de inşaatı devam eden yeni bir bina var: “One World Trade Center/Tek Dünya Ticaret Merkezi” ya da ilk adı ile “Freedom Tower/Özgürlük Kulesi” . İnşaatı tamamlanmak üzere olan bina, 104 katı ve 541 m yüksekliği ile Amerika’nın en yüksek binası olacak. Oldukça güzel bir mimari tasarıma sahip olduğunu düşünüyorum.

chargingbull4

“Charging Bull” ya da herkesin bildiği ismi ile “Wall Street Boğası”, bronz bir heykel. Boğa bir borsa sembolü aslında, borsadaki yükseliş “boğa” ile , düşüş ise “ayı” ile sembolleştirilmiş. Boğa’nın etrafı her daim kalabalık, sakince bir resim çektirebilmek neredeyse imkansız. Bu nedenle sizin resminizde başkaları olacak hep, siz de başkalarının tatil anılarında olacaksınız :) bize Hintli bir çift denk geldi :)

Image00023“Trinity Kilisesi”, tüm o gökdelenlerin arasında ortama aykırı mimarisi ile hemen dikkat çekiyor. Tabii ki bir de Wall Street’in Brodway ile kesiştiği noktada yer aldığından, Wall Street perspektifindeki yeri de sağlam :)

Image00022

Trinity Kilisesi’nin aynı zamanda mezarlığa da ev sahipliği yapan güzel ve huzurlu bir bahçesi var.

Image00020

Amerika ve dünya borsasının ve finans piyasalarının nabzının attığı “Wall Street” aslında bir cadde. Bu caddeyi bu kadar önemli yapan ise  New York Stock Exchange (Borsa)’in bu caddede bulunması. Her ne kadar borsa piyasasından pek anlamasam da New York Borsası, dünyanın en büyük işlem hacime sahip borsasıymış.

Image00021

Bu bölgeden bahsederken “Occupy Wall Street” yani “Wall Street’i İşgal Et” hareketinden bahsetmeden geçmek büyük ayıp olur.  17 Eylül 2011‘de Kanadalı aktivist grup Adbusters tarafından “Zuccotti Park”ta başlatılan toplumsal hareketin amacı, küresel ekonomik krizin de etkileriyle, sosyal adaletsizlikleri ve gelir eşitsizliğini protesto etmekmiş.

occupy wall st

Bu protestolar için seçilen konumun Wall Street olmasının sebebi ise, Dünyanın en büyük borsasının burada konumlanması ve böylece sermaye egemenliğini protestoymuş. Biz Zuccotti Park’ta gezerken her yer sakindi, bu hareketin bir de web sitesi varmış, merak edip araştırmak isteyenler için link vermek görevimiz efendim :)

Lower Manhattan’daki önemli yapıları gördükten sonra sıra, “Staten Island Ferry/Staten Adası Feribotu”na binip,  Statue of Liberty/Özgürlük Heykelinı görmeye gelmişti. Merak etmeyin yanlış adaya giden feribota binmedik :)  Staten Adası Feribotu’na binmek, Özgürlük Heykeli’ni yakından görmenin en kolay ve bedava yolu :)

Image00029

Anıtın olduğu adaya giden feribotlar da var, önlerinde uzuuuunn kuyrukların olduğu, Özgürlük Adası’na gidiş 18 $, heykelin tacına çıkmak ise 3 $. Bu arada, heykelin içinde asansör yokmuş ve taca ulaşmak için 377 basamak çıkmak gerekiyormuş !! bilginize…

Image00026

Sizde benim ve birçok diğer turist gibi dibine kadar gitmesem de olur, az yakından göreyim bir de resim çektireyim derseniz, doğru Staten Adası Feribotu’na. İşin güzel kısmı bu feribot bedava !!

Image00025

Staten Island feribotundan Lower Manhattan

Feribot Manhattan’ın gökdelenlerle süslü manzarasına doya doya yol alıyor ve yaklaşık 20 dakika sonra Staten Adası’na varıyor. Bu noktada inmeden aynı feribotla dönüş malesef mümkün değil, inip tekrar başka bir feribota binmek gerekiyor.

Image00028

Gelmişken Staten Island’ı da gezelim diyenler olabilir tabii ki, New York’un 5 ilçesinden en az nüfusa sahip olanıymış ve lakabı da “unutulmuş ilçe”ymiş, görülecek pek birşey var mı emin olamadım açıkcası, iyi araştırmakta fayda var..

Image00024

Staten Island feribotundan Brooklyn Köprüsü

Sadece Amerika’da değil aynı zamanda Dünya’da tanınan en önemli sembollerden biri olan Özgürlük Anıtı, Fransa tarafından kuruluşunun 100. Yılı sebebiyle  1886 yılında Amerika’ya hediye edilmiş. Heykel, 1984’ten beri UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alıyormuş.

Image00027Heykelin bizleri ilgilendiren detayına gelince..  Birçok tarihçi, aslında bu heykelin Osmanlı toprakları içinde yer alan Mısır’a yerleştirilmek üzere sipariş verildiğini iddia ediyor. Parasının ödendiği halde, daha sonra siparişin bazı nedenlerle iptal edildiği, ya da maddi sıkıntılar sebebiyle para ödenemeyince heykelin Fransa’da kaldığı söylentiler arasında.

Bu arada, Özgürlük Adası’na ve aynı zamanda “Ellis Adası”na sefer yapan feribotlar da var. “Ellis Adası” uzun yıllar New York’a gelen göçmenlerin ilk durağı olmuş. 1892’den 1924’e kadar, yaklaşık 12 milyon göçmenin işlemleri burada yapılmış. Amerika’ya kabul edilenler için “umut adası” reddedilenler için ise “gözyaşı adası” olmuş.  Konuya meraklı olanlar bu adadaki “Göçmen Müzesi”ni ziyaret edebilir.

Image00031

smoothie arabası :)

Image00032

hot dog :)

New York’ta gezerken aç kalmanıza ihtimal yok, adım başı yer alan hotdog’cularda hızlıca atıştırabilir, yada şirin bir smoothie arabasına dayanamayıp karışık bir meyve  suyu ile enerji dolabilirsiniz :)

Image00030

Lower Manhattan’da o yüksek binaların arasında bir plaja rastlayacağımız kimin aklına gelirdi :) Büyük şehirlerde bunun gibi yaratıcı şeyler görünce yüzümdeki gülümsemeye engel olamıyorum :)

Staten Island dönüşünde, Battery Park’ın önünde şehir turu yapan çift katlı otobüsleri görünce, arkadaşlarımızın tavsiyesine uymaya karar verdik. O kadar çok gezmemize rağmen bugüne kadar hiç yapmadığımız bu çift katlı üstü açık otobüslerle şehir turu yapalım dedik.

geyline

Birçok farklı firma var, hepsinin de görevlileri ellerinde broşürler ile bilet satmaya çalışıyor. Bizde bir kaç kişiye fiyat sorduktan sonra Grayline Sightseeingten aldık biletimizi. Bu turlarda pazarlık yapılabildiğini hiç düşünmezdim, ama varmış, gece turunu da kapsayan, 2 günlük bilet fiyatı broşürde kişibaşı 59 $’dı. Biz ise, kişibaşı 51 $ ödedik, bir de Central Park’ta dolaşmak için 1 saatlik bisiklet kiralama da fiyatın içindeydi.

greyline map

Biraz da yorulduğumuzdan, otobüsle gezmek bize iyi gelecekti açıkcası. ilk önce “Downtown Loop” adındaki yeşil turu yapacağımız otobüse bindik. Bu tur sırasında, Empire State Binası, Rockefeller Center, Flatiron Building, Times Square, Soho, Chinatown ve Little Italy’de dolaşmış olduk.

Image00034

Image00035Daha sonra, Soho, Chinatown ve Little Italy’i yürüyerek keşfetmeye karar verdik.

“SoHo”, aslında “south of Houston” un kısaltmasıymış ve adı buradan geliyormuş. Manhattan’ın merkezi yani “downtown” olarak bilinen bölgenin bir semti olan Soho, 1970’li yıllarda ünlü popart sanatçısı “Andy Warhol”un bölgeye gelmesinin ardından dönemin önemli sanatçılarına ev sahipliği yapmaya başlamış.

Image00041

“Little Italy” (küçük İtalya) bölgenin İtalyan nüfusunun yoğunlaştığı, İtalyan restoranlarının yer aldığı ve İtalyan kültürünün yaşatıldığı şirin bir bölge. “Chinatown” (Çin mahallesi) ise, Çinli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı ve çin kültürünün yaşatıldığı bölge.

Image00042

Little Italy sokaklarında Audrey Hepburn’ü gördüm sanki :)

Image00038

Miss Liberty rengarenk daha güzelsin !

Sokaklar arasında kaybolup, yorulunca, akşam yemeğini “Little Italy”de yedik. Trafiğe kapalı olan sokakta, “Italian Food Center”da oturduk.

Italian-Food-Center-Little-Italy-NYCMenümüzde, “Spagetti Vongole” 21 $, “Reginetti” 18 $, Bira 8 $ ve büyük şişe soda 6,43 $ vardı.

Image00040 Image00039

Yemekten sonra, Grayline Sightseeing’in gece turunu yapmaya karar verdik ve gece turunun kalkış noktası olan Times Meydanı’na gittik.

Image00043

Times meydanı gece o kadar hareketli ve kalabalıktı ki, otobüsle meydandan çıkmamız yarım saatten fazla sürdü.

greyline night turGece turunun güzelliği, otobüsün Brooklyn tarafına geçmesi ve gece ışıl ışıl Manhattan manzarası olmasıydı. Gece turu haritada turuncu görünen hat.

Gece turunu yine Times meydanında noktaladık, meydanda TKTS’nin kırmızı merdivenlerinde biraz oturduk ve meydandaki ışıkları, insan kalabalığını seyrettik :)

tkts

 

Image00045Üzerimize çöken yorgunluğa daha fazla dayanamayıp eve döndük.

New York gezilerinin devam için sonraki sayfalara lütfen :)

 

New York’tayız… (NY 2)

Yaklaşık 7 saatlik bir uçusun ardından saat yerel saat ile 18:00 civarı New York JFK Havalimanı‘na inmiştik.

Pasaport kontrolü işlemi biraz uzun sürdü, parmak izi verdik. Vize alırken verdiğimiz parmak izinin sisteme kaydedildiğini ve ülkeye girişte kontrol edildiğini düşünüyorum. Bir de bir form doldurduk, iki kişiye tek form yetiyormuş, ayrı ayrı doldurmaya gerek yok bilginiz olsun, kalacağımız adres vs bilgileri içeriyor. Valizimiz de sorunsuz geldi. Sıra Manhattan’a gitmeye gelmişti. Biz havaalanından metro ile şehre gitmeye karar verdik. Metro hatlarını merak edenler, gitmeden önce öğrenelim diyenler için link verelim tık tık.

Manhattan’daki evimiz, Upper East Side ile East Harlem’in kesiştiği noktada, 2. bulvar 110. caddedeydi. Bu nedenle havaalanındaki “Airtrain” ile “Jamaica Center” istasyonuna gittik, oradan da E hattı ile Manhattan’a ulaştık.

Airtrain, havalimanındaki terminaller arasındaki ulaşımı sağlıyor aynı zamanda da havalimanından en yakın metro durağına ulaşmanızı sağlıyor. Airtrain 5 $, metro ise 2,5 $.

Böylece JFK Havalimanından Manhattan’a ulaşım kişibaşı 7,5 $. Fikir vermesi açısından taksiyle Manhattan’a ulaşmak, gişe ücretleri dahil 58 $, bahşiş hariç. Bir de shuttlelar var, bunların da fiyatları kişibaşı 20-25 $ civarında.

metrocardMetrocard’ı Airtrain ile ulaştığınız metro istasyonundan alabilirsiniz, 10 $ doldurunca 0,50 $ hediye veriyor, bir de yeni kart parası 1 $ ödemek gerek. Herkesin kendi metrocard’ı olması gerekiyor. İki kişiyseniz, tek kartla iki kez üst üste geçilemiyormuş, bilginize.

E hattı ile ulaştığımız Manhattan’da, 51. Cadde durağından 6. hata geçip 110. cadde durağında inip, 2 sokak kalacağımız eve yürüdük.

New York’ta mutlaka Manhattan’da kalmak gerek. Zaten görülmesi gereken çoğu yer Manhattan’da. Konaklama tahmin edeceğiniz ya da muhtemelen duyduğunuz üzere oldukça pahalı. Ortalama bir otel odası için gecelik 180-200 $’ı gözden çıkarmanız gerekecek büyük ihtimalle. Biz New York’taki konaklamamızı airbnb‘den ayarladık, otel yerine evde kalmayı tercih ettik.

nyairbnb1 nyairbnb2

Bizim kaldığımız ev: Affordable & Cozy @ 1 bed APT. Adı üstünde; gerçekten de Manhattan standartlarında oldukça hesaplı. 4 gece için toplam 522 $ ödedik. Temizlik ücreti ve airbnb’nin ücreti dahil.

Burada bir parantez açıp biraz detay bilgi vereyim. Otelde kalmak isteyenler, booking.com’daki fiyatlarda vergi yok, otel bakarken bu ayrıntıya da dikkat etmek gerek. New York’taki otel fiyatlarına % 14,75 vergi ve gecelik 3,50 $ şehir vergisi ekleniyor. Airbnb’de de bazı evlerde temizlik ücreti ilave ediliyor fiyatlara, bir de airbnb komisyonu var tabii ki, ama yine de otel odasına ilave edilen vergiden daha uygun bir rakam ilave oluyor.

evharitasi2Gelelim New York’taki evimize.. 2. Bulvar 110. ve 111. Sokak arasında yer alıyordu. Konumu, Upper East Side’ın East Harlem ile birleştiği bölge olarak tanımlayabiliriz. Evimiz, binanın bize göre 3. katında Amerikalılara göre ise 4. katındaydı. Amerikalılar zemin katı bir saydıklarından aramızda böyle bir fark var :)

Aynen resimlerde göründüğü gibiydi, ortalama bir evdi, eski bir binada, içi nispeten yenilenmişti, duvarlarda asılı resimler, ortama sıcak bir hava katmıştı. Yatak odası gayet büyüktü ama yatak biraz gıcırdayan cinstendi. Genel olarak bir problem ile karşılaşmamış olmamıza rağmen, süper bir ev de değildi açıkcası. Times Square’den eve taksi yaklaşık 20 $ tutuyordu ve geceleri dönüşte çoğunlukla taksi kullandık, belki bütçeyi biraz daha yukarı çekip Midtown’a daha yakın bir ev de seçilebilirmiş diye düşünmedik de değil sonradan..

Eve vardığımızda saat New York saatiyle 20:00’ye geliyordu. İstanbul saatiyle ise sabaha karşı 03:00 olmuştu !! Toplam uçuş süremiz 11 saat civarındaydı ama sabah 9:00 uçağı için evden 06:30 civarı çıkmış olduğumuzu dikkate alırsak, uçaktaki klima arızasından kaynaklanan rötar ve aktarma bekleme süresiyle New York’taki evimize varış süremiz 24 saate yaklaşmıştı :(

Eve yerleşip, kendimize geldikten sonra, yorgunluğa rağmen homemadetravels’a yakışan bir şekilde soluğu Times Square’de aldık :) Evden çıkıp 2nd Avenue/2. Bulvar’dan önce bir kaç sokak yürüdükten sonra taksiye bindik, 15 $ civarında ödedik.

Madem taksi konusu geldi ilk kez, bu noktada New York taksileri ile ilgili bilgi paylaşma zamanıdır.

nytaksi

Taksiler çok yaygın, sayıca fazla, sokakta el kaldırıp durdurabilirsiniz. Taksi fiyatları da makul. Taksilerde ön ve arka koltuk, şeffaf bir bölme ile ayrılmış durumda. Sadece şöfore parayı uzatmak için küçük bir bölme var açıkta. Eğer kredi kartı ile ödemek isterseniz, pos cihazı da şöforün yan koltuğunun arkasına monte edilmiş durumda. Bir de ekranlar var bu koltuğun arkasında, isterseniz reklamları izleyebilir, isterseniz harita kısmından güzergahınızı takip edebilirsiniz :)

Sonunda hep televizyon ekranlarından gördüğümüz, dünyanın belki de en çok ve en büyük dijital ekranlarına ev sahipliği yapan “Times Square”deydik.

Image00014

Daha önce hiç bir meydanın web sitesi olduğunu görmemiştim. Ama meydan Times Square olunca oluyormuş, merak edenler tık’lasın lütfen :)

Bence, Times Meydanı adı ve ünü kadar büyük bir meydan değil, en azından alansal olarak değil. Meydan bir yandan araç trafiğinin de devam ettiği, West 42. Cadde’nin Broadway ve 7.Bulvar (Seventh Avenue) ile kesiştiği kavşak ve etrafındaki alanı kapsıyor. 

Meydana bakan binaların cephelerinde yer alan rengarenk reklam panoları esas bu meydanı canlı kılıyor, bir de tabii ki bizim gibi turistler :)

Image00013

Meydanla ilgili biraz tarihi bilgi vermeden olmaz :) Meydan, “The New York Times” gazetesinin meydandaki “One Times Square” binasına taşınmasıyla, Times Square olarak anılmaya başlanmış.  Daha önceleri Longacre Square olarak biliniyormuş.

1904 yılbaşı gecesi New York Times’ın hem bu binaya taşınmasını hem de yeni yılı kutlamak amacıyla binadan havai fişek şöleni yapılmış. Böylece meydana adını veren New York Times aynı zamanda meydandaki yeniyıl kutlamaları için de bir gelenek başlatmış :)

Böyle bir misyona sahip olup da binada sadece 10 yıl kalmış olması da ilginç bir detay.. New York Times’dan sonra binada farklı kiracılar olsa da hiç biri böyle bir etki ya da katkı sağlayamamış anladığım.

Image00009Bu bina şu an, sadece reklam alanı olarak kullanılan cepheden ibaretmiş. Binanın içi tamamen boş durumdaymış. Cepheden kazanılan gelir, herhangi bir ofis kiracısının ödeyebileceği kiradan çok daha yüksek olmalı.

Bir de haliyle 100 yılı devirmiş bir binanın altyapı eksiklikleri, yenileme gereklilikleri ve şikayet eden kiracıları ile hiç uğraşmak yerine cepheyi kiralamak çok daha akılcı bir çözüm bence de. Bu akılcı çözüm binanın mal sahibine de çok iyi para kazandırmış.

Bina 1995’te Lehman Brother’s a 27,5 milyon $’a satılmış, sonrasında reklam binasına dönüştürülmüş ve 1997’de Jamestown Group’a 117 milyon $’a satılmış. Satışın yapıldığı yıl binanın reklam geliri 7 milyon $’mış. 2012’de ise bu gelir 23 milyon $’a yükselmiş. vallaha wikipedia’nın yalancısıyım :)

Bu bina hangisi diye sorarsanız, muhtemelen filmlerde görmüş olduğunuz her yeniyıl gecesi tepesinde yer alan topun düşmesiyle yapılan kutlamalara ev sahipliği yapan bina :)

Times Square’de etrafınızda dönen ışık ışık reklam panoları yeterince gözünüzü aldıysa biraz meydanda yürüyüp mağazalara girip çıkabilirsiniz.

Biraz yorgunluk, biraz uykusuzluk, öğünlerin birbirine karışması derken birşeyler atıştırmaya karar verdik ve meydanda yer alan Bubba Gump Shrimp Coya oturalım dedik. Daha önce duyduğum ama ilk kez denediğimiz konseptli bir restoran burası :)

Image00010

Efsanevi “Forrest Gump” filminin temasıyla kurulmuş bir restoran. Dekorasyon da her haliyle filmi çağrıştırıyor, ekranlarda film yayınlanmaya devam ediyor, filmden replikler duvarları süslüyor… Masanıza garson çağırmak isterseniz çift yönlü levhanın “stop forrest stop” tarafını çevirmeniz gerek, diğer tarafta ne yazıyor derseniz tabii ki “run forrest run” :) Esprili ve oldukça güzel planlanmış bir konsept. Görmeli, tatmalı mutlaka..

Her ne kadar saat 22:00’yi geçmiş olsa da uzun bir kuyruk vardı restoranın kapısında, adımızı listeye yazdırdık. O sırada hediyelik eşya mağazasında film ve restoran temalı ürünlerle biraz oyalandık. Biraz filmi izledik,masaya oturmamız heralde 45 dk filan sürdü toplamda..

Menüde genellikle deniz ürünleri ve karides ağırlıklı ama deniz ürünlerini sevmeyenler için de alternatifler var. Bizim menümüzde ise, “Forrest Seafood Feast” (20,99 $), “Shrimper’s Heaven” (22,79 $) vardı. Bu iki yemek de, çeşitli karides kızartmaları yanında patates kızartması ile geliyor, porsiyonlar büyük, eğer fazla aç değilseniz bir tanesi yetecektir iki kişiye. Forrest Seafood Feast daha lezzetli, Shrimper’s Heaven’daki çeşitlerden biri hindistan cevizli karidesti. Çok beğenmedik biz.

Image00011 Image00012

Yemekler böyle, ne içtiniz derseniz.. Eğlenceli ışıklı yanar döner bardaklarda servis edilen meyve kokteylleri var, bardak da hediye :) Ben bu kokteyllerden “Strawberry Mango Chiller” (8,99 $) denedim, eşim de biralı bir kokteyl olan “Coronarita”yı (14,99 $) denedi.

Amerika’daki ilk yemeğimizi yedik madem, yeme içme konusunda da biraz bilgi vereyim. Menülerdeki fiyatlar vergi hariç. New York’ta hesaba % 8,8 vergi ekleniyor. Bir de bahşiş olayı var ki, daha önce dünyanın hiç bir yerinde görmediğim kadar yüksek oranlarda.

Hesap gelince en altta bahşiş sizin için otomatik hesaplanmış geliyor, %15 – %18 ve %20 olarak. Artık gönlünüzden ne koparsa :) Hatta bazı restoranlardaki garsonlar %20’yi yuvarlak içine alıp yanına gülen surat çizip “thank you” bile yazıyorlar :)

Yemekten sonra kalan son enerjimizle taksiye atlayıp evimizin yolunu tuttuk.

Gündüz gözüyle New York sokaklarını gezmek için sonraki sayfalara lütfen :)

 

İstanbul New York yolculuğu.. (NY 1)

12 günlük bir seyahat için havaalanına arabayla gitmek anlamsız. Abonelik alsak da, valeye verip %50 indirim alsak da taksi her koşulda daha ucuza çıkacağı için havalimanına taksiyle gittik.

Havalimanı oldukça sakindi, check-in yapmış olduğumuzdan işlemlerimiz çok kısa sürdü. Bayram tatiline bir gün önce başlamanın avantajını yaşadık bu anlamda. Free shopta biraz takıldıktan sonra Comfort Lounge’ta kahvaltımızı yaptık. İş Bankası Lounge kullanım koşullarını değiştirdiğinden, Maximiles Select kart bile olsa misafire ücret alınıyor :( Biz de Finans Xclusive kartın da geçtiği Comfort Lounge’ı kullandık ücret ödemeden. Yeme-içme büfesinde sunulan ikramlar İş Bankası Lounge’ına göre daha iyi tavsiye ederim :)

Lounge keyifli gelmiş olmalı ki uçağımıza yarım saat kala “son çağrı” uyarısını görünce fırladık yerimizden ve kapıya koştuk.

Böylece British Airways’in 08:50 Londra uçağı ile başladı yolculuğumuz, Atatürk Havalimanı’nın her zamanki uçak trafiği sebebiyle kalkışımız 9:30’u buldu.

İlk kez British Airways ile yolculuk ediyorduk, kahvaltı servisi güzel ve tatmin ediciydi.

Londra’ya indiğimizde saat Türkiye saatiyle 13:00, Londra saatiyle ise 11:00 civarındaydı.

saat

Uçaktan inip, transit uçuşların yönlendirmesi olan mor tabelaları takip ederek, diğer uçuşumuz için kapıya doğru yöneldik. Bu noktada ilk önce pasaport kontrolünden sonrasında ise güvenlik kontrolünden geçtik.

Güvenliğe doğru giderken heryerde sıvı taşıma limitlerinden ve sıvıların kilitli poşetlerde olması gerektiğini söyleyen görevliler ve uyarıcı levhalar vardı. Sırt çantalarımızdan biri yanımızdaydı ve tüm banyo malzemeleri de bu çantadaydı.

airport_allowanceNe olur ne olmaz aktarmalı uzun uçuşlarda hep bir tedirginlik oluyor bende. Ya valiz kaybolursa ya bir kaç gün sonra gelirse diye. Bu nedenle eşyaları ikiye bölüp, önemlileri ve kaybolursa çok üzüleceğim kıyafetlerimi kabine alacağım sırt çantasına yerleştiriyorum. Biraz temkinli davranıyorum.

Açıkcası sırt çantasını açıp tüm banyo malzemelerini çıkarıp kilitli poşetlere koymak gereksiz geldi. Ama gerekliymişşş!!..

 

Sistem şöyle işliyor, x-rayden geçtikten sonra sorunsuz olan eşyalar bir banta, içinin kontrol edilmesi gereken eşyalar ise ayrı bir banta yöneliyor. Görevli çantada çok fazla sıvı olduğunu söyledi, sıvıları görmek istedi, ayrı kilitli poşette olmaları gerekiyor dedi.  Mecburen açtık valizi, sıvıları poşetledik, görevliye verdik. Bir aletle kontrol etti, sonra da hepsi sorunsuz alabilirsiniz dedi. Bu aralar güvenliğin biraz arttığını bu sebeple sıvıları çantaya yerleştirmeden yanımızda tutmamızın daha iyi olacağını söyledi.

Güvenlikten de geçtikten sonra free shopların yer aldığı alandaydık. Özellikle yurtdışında free shoplarda vakit geçirmeden önce mutlaka uçağınızın kapısını öğrenin. Bazı havalimanları çok büyük olduğundan, kapılar birbirine uzak olabiliyor ve hatta kapınıza gitmek için bir iki durak da olsa metroya binmeniz gerekebilir.

Image00005Heatrow Havalimanı da böyle, esas free shopların yer aldığı alan C terminali, kapınız B ya da A’da ise, metroyla diğer terminallere ulaşmanız gerekiyor. Freeshop alışverişine dalmadan ya da birşeyler atıştırmak için oturmadan önce kapıya ne kadar uzaklıkta olduğunuzu bilmeniz, son dakika paniklerinin önüne geçecektir :)

Image00007New York’a devam edecek uçağımız Londra saatiyle 13:10’daydı. Güvenlik vs işlerinden sonra yaklaşık 1,5 saatlik zamanımız vardı. Önceki Londra seyahatimizde tanıyıp, çok sevdiğimiz Pret a Manger’i görünce oturup birşeyler atıştırmaya karar verdik.

Yemekten sonra B terminalindeki kapıya ulaşmak için metroya bindik, kapıya vardığımızda yavaş yavaş uçağa alımlar başlamıştı. Sonra yolcu alımına ara verildiği, uçak içindeki sıcaklığın 40 derece olduğu, bu nedenle uçak biraz soğutulduktan sonra tekrar yolcu alınacağını duyurdular.

Herşey böyle başladı ve uçağın içine bindikten sonra, klimalardan birinin bozulduğu, tamir edilmeden havalanamayacağımızı bildiren anonslar aralıklarla devam etti uçağın içindeki sıcaklık yükselirken. İki saati geçen bir rotar sonunda Londra saatiyle 15:30’a doğru havalandık. Kaptanımız yolda rötarı telafi edeceğini söyledi :)

Image00008Yemekte körili tavuk, tahıl salatası ve limonlu turta vardı, herşey lezzetliydi.

 

Madem uzun uçuyoruz bu uçuşta biraz New York’u tanıyalım, tanıtalım :)

 

 

New York

New York, Amerika’da yer alan 50 eyaletten biri. Yer aldığı eyalet ile aynı ismi taşıyan New York Şehri ise Amerika’nın en meşhur şehirlerinden.

New York City, NYC, Büyük Elma (the big apple) veya sadece Şehir (the City) olarak de biliniyor.

NYC; Manhattan, Bronx, Queens, Brooklyn ve Staten Island olmak üzere 5 ilçeden oluşuyor.

New_York_City_District_Map

Bu ilçeleri birer cümle ile özetlemek gerekirse,

Manhattan; NYC’nin en meşhur yeri, hepimizin filmlerden izlediği ve bildiği Times meydanı, Empire States Binası, Wall Street, Harlem gibi bir çok yer Manhattan’da.

Brooklyn; nüfusun en yoğun olduğu bölge

Queens; Amerika’daki en fazla etnik grubun yaşadığı bölge

The Bronx; New York Yankees beyzbol takımının stadyumunun bulunduğu bölge

Staten Adası; ücretsiz feribotla ulaşılan bu ada New York’un diğer ilçelerine göre daha banliyö karakterli

Gelelim New York ile ilgili bir kaç istatistiki bilgiye, yaklaşık 170 ayrı dil konuşulan New York’ta yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumluymuş.

180 farklı ülke kökenli 8,2 milyon kişilik bir nüfusu barındıran New York, dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biri olma ünvanını da taşıyor.

Manhattan_districts_51811

 

New York denince tabii ki ilk akla gelen yer Manhattan, tüm iş, eğlence vs. hepsi Manhattan’da.

Manhattan güneyden kuzeye doğru, sokak numaralarına göre bölünmüş ve bölgelere ayrılmış durumda. Kuzeyden güneye doğru uzanan 12 cadde ve bu caddeleri dik kesen 220 sokak Manhattan’ın grid sistem yol şemasını oluşturuyor. Oldukça basit ve kullanışlı bir sistem. Taksiye bindiğinizde adres tarif ederken, örneğin 5. cadde 90. sokak şeklinde söylüyorsunuz. Taksicinin sizi dolaştırma gibi bir ihtimali yok, sokak numaralarını takip etmek çok kolay.

Manhattan, uptown, midtown ve downtown olarak üçe ayrılmış durumda. Uptown Manhattan’ın kuzeyi, downtown ise güneyini kapsıyor. Bu sistem de oldukça kullanışlı özellikle metroya binerken, ters yöne gitme riski hemen hemen hiç yok.

Bu ön bilgilendirmeden sonra gelelim New York’taki anılarımıza.

Yandex.Metrica