All posts tagged usa

Manhattan ve Brooklyn keşfine devam..(NY 4)

178px-Central_Park_New_York_City.svgSabah evden çıkıp, Central Park’ın kuzey sınırı olan 110. sokaktan yürüdük ve işte Central Park’taydık. Central Park’ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilmek için burada birkaç sayısal bilgiyi paylaşmalıyım.

Manhattan’ın %6’sını oluşturuyor, 341 hektarlık bir alanı kaplıyor, 4 km uzunluğunda ve 800 m genişliğinde bir alanı kapsıyor yani yaklaşık 45 futbol sahası büyüklüğünde !!

Parkın içerisinde, 9,7 km bir yürüyüş ve bisiklet parkuru var.

1873 yılında açılan park, Amerika’nın en çok ziyaret edilen parkıymış, yıllık 35 milyon ziyaretçiden bahsediyoruz bu arada :)

Parkta düzenlenen turlar için gitmeden Central Park resmi sayfasının etkinlikler  gözatmakta fayda var.

Image00046

Pazar kahvaltısını Central Park’ta yapalım dedik ama parkın içindeki büfeler açık değildi malesef, biraz yürüdük sonra bir gün önce aldığımız Grayline otobüsüne binelim dedik, otobüs de gelmeyince bir türlü tekrar parkın içine girdik ve North Meadow Recreation Center’da bir büfe bulduk, kahve ve kruvasan eşliğindeki kahvaltımızı baseball maçı izleyerek yaptık.

Image00053

Central Park’ta sıradan bir Pazar günüydü, bisiklet turu yapanlar, yürüyenler, koşanlar ve tabii ki sincaplar :)

Sonrasında parkın batı tarafına geçtik ve buradan Grayline otobüsüne binip, önce “Uptown” turu (mor hat) otobüsüne bindik, sonra da “Bronx” turu (mavi hat) otobüsüne geçtik.

greyline bronx

Uptown turundan Bronx turuna geçilen noktada “Cathedral of St. John the Divine” katedrali yer alıyor.

Image00049Image00052

Acaba içine girsek mi diye düşündüğümüz, otobüsün kalkmasına vakit olunca içine girmeye karar verdiğimiz, girince de tavandan asılı heykellerini çok orijinal bulup iyi ki görmüşüz bir katedral oldu.

Katedralin bahçesinde yer alan havuzun ortasındaki heykel de oldukça ilginçti..

the-ninetiesHarlem’de yer alan Apollo Theatre’ı da gördük otobüs turunda. Geçmişi 1914’e kadar giden Apollo Theatre şehrin müzik hayatının önemli bir sembolü haline gelmiş.

1991’de de resmi olarak New York’un resmi olarak simgeleri arasındaki yerini almış.

Bir çok ünlü müzisyen Apollo Theratre’da düzenlenen amatörler gecesinde sahne alıp ünlenmiş. Bu ünlüler arasında olan isimlerden bazılar da şöyle: Jimi Hendrix, Billie Holiday, Mariah Carey, Stevie Wonder, The Jackson 5, James Brown, King Curtis ve Diana Ross.

Bronx turunun bir diğer önemli durağı “Yankee Stadyumu”ydu. Amerika deyince akla gelen spor beyzbol tabi ki de.

Image00048

En önemli takımlardan biri olan New York Yankees’in stadyumunu tam da maça bir saat kala görmek de bizim şansımız oldu :) Kalabalık fanatik taraftar grupları içinde Beşiktaş forması ile gezen eşim, kartal sembolü yapmayı da ihmal etmedi :)

Image00047

Gün içindeki bir sonraki etkinliğimiz ise, New York Street Art turuydu. Seyahat öncesi araştırmalarımızda ücretsiz daha doğrusu sabit bir ücreti olmayan “gönlünden ne koparsa” modeli bir street art turu bulmuştuk freetoursbyfoot sitesinden:  Bushwick Graffiti and Street Art Tour.

Bu tur dışında bulduğum turlar genellikle kişibaşı 25 $ ücretliydi. Eğer meraklıysanız sizde diğer turların linklerini de paylaşayım, bir bakarsınız belki. Street Art Walk, Graff Tours, Saddle Shoe Tours. Bir de Street Art NYC isimli aplikasyon bulmuştum ama kullanmadım.

Saat 14:00’de Brooklyn’de başlayacak olan tura yetişmek bizim için oldukça zor oldu. Şehrin bir ucundan diğer ucuna bir iki metro aktarmasıyla yaklaşık 20 dk gecikme ile vardık. Neyseki grup, buluşma noktasından pek fazla uzaklaşmamıştı. Hemen gruba dahil olduk ve yaklaşık 2 saat süren bir tur yaptık.

Image00054

street art turu buluşma noktası

Tur ilk önce graffitti ağırlıklı başladı, rehberimiz de sağolsun biraz fazla konuşkandı. Graffiti kısmından çok street art’lar ilgimizi çekiyordu. Özellikle ince espiriler barındıran sokak sanatları ise favorimizdi :)

Image00056

film afişleri bile street art !

Dolaştığımız sokaklar, Brooklyn’in kuzeyinde, Williansburg ile sınır oluşturan Bushwick bölgesindeydi. Bu bölge işçi sınıfının ağırlıklı olarak yaşadığı bir bölgeymiş. Ancak özellikle son yıllarda, sanatçıları çekmeye başlamış, bölgede sanat stüdyoları açılmış. Eski fabrikaların ve imalathanelerin bulunduğu binaların cepheleri de sokak sanatçılarını bu bölgeye çekmiş.

Image00066

never let go !

Bu noktada bölgedeki sokak sanatına en büyük katkıyı sağlayan Bushwick Collectiveden bahsetmek gerek. Doğma büyüme Bushwick’li olan Joseph Ficalora, şiddet ve suçun olduğu Bushwick sokaklarını, açık hava galerisine dönüşmesindeki en önemli kişi. Kendisi de sokak sanatçısı olan Joseph, dünyanın bir çok farklı yerinden sokak sanatçısını davet edip, bölgedeki duvarları sokak sanatıyla donatmasına aracılık etmiş. Bununla da kalmayıp, yapılan çalışmaların yasal izinlerini almak için de uğraşmış. Böylece belediye görevlileri gelip duvarları gri boyalarla boyayıp sokak sanatını yok edememişler.

Şimdi sizleri sevdiğim sokak sanatı fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum..

Yaklaşık iki saatlik turun ardından, grup fotoğrafımızı da çekilip dağıldık. Yorgunluk ve sıcağında etkisiyle kendimizi  şirin ve küçük “AP Cafe”ye attık, soğuk kahvelerimizi içerken yorgunluğumuzu attık :)

Bu arada Brooklyn sokaklarında dolaşırken yine Amerikan filmlerinden görmeye alışkın olduğumuz bir sahneyle karşılaştık:  Patlayan bir itfaiye borusu :) Image00065

Molanın ardından metroya atlayıp “Brooklyn Bridge”in olduğu noktaya geldik. 1883 yılında açılan “Brooklyn Köprüsü” dünyanın ilk çelik asma köprüsü ünvanına sahip. Yaya, bisiklet ve araç trafiğine açık olan köprü inanılmaz bir simetriye sahip.

Image00076Köprünün Brooklyn tarafında bir de meşhur bir pizzacı var:  “Grimaldi’s Pizza  Zaten önündeki sıradan anlayacaksınız nasıl popüler bir mekan olduğunu. Yolunuz düşerse, mutlaka pizza yiyin burada.

1991 yılından beri faal olan pizzacıyı meşhur yapan özelliği ise, pizzaların kömür ateşinde taş fırında pişiyor olması.

Image00079Oturabilmek için yaklaşık yarım saat sıra bekledik, sıradaki insanlara su ikramı var :) Şansımıza iki kişilik masalar daha çabuk boşalıyor ve sıra nispeten daha hızlı geldi.

Ama sakın ola sizde bizim gibi, sıra uzun daha çok bekleriz diye biriniz sıradan çıkıp etrafı gezmeye gitmeyin, “biz aslında iki kişiyiz, eşim birazdan geliyor dersiniz”, sözünüzü dinletemezsiniz, sıranız geçer. Gerçekten iki kişi olunca ciddiye alınırsınız.

Image00078 Image00077Gelelim pizzalara..Pizzalar standart, küçük pizza 12 $, büyük pizza 14 $. Standartta  taze mozerella, domates, fesleğen var, üzerine ilave malzemeler 2 $ civarı, salam gibi etli malzemeler ise 4$.

Alkol yok, kola vb. içecekler 3 $. Amerika ile ilgili bir detay, pet şişe kolalar 591 ml yani bize göre baya büyük. Zaten bu Amerikalalıların herşeyi büyük :) Yani çok açsanız, bir büyük pizza iki kişiye yeter de artar bile :)

Pizza ziyafetinden sonra, East River kıyısına yürüdük. Brooklyn Köprüsü ve Manhattan manzaralı Brooklyn parkında manzaranın tadını çıkardık.

Image00080

 

Oldukça sevimli bir binada yer alan Brooklyn Ice Cream Factoryden dondurma almadan geçmek olmazdı tabii ki de :)

Meyvalı dondurma pek tercih etmem ama şansıma sadece çilek ve şeftalili dondurma kalmıştı, fiyatlar da şöyle: 1 top 4 $, 2 top 6 $, 3 top 7 $.

Image00081Brooklyn Köprüsü’nden yürüyerek Manhattan’a geçmeye gelmişti sıra. Köprünün çelik halatları ve kusursuz simetrisine hayran kalarak yürüdük.

Image00068

Empire State binası ve Manhattan Köprüsü

Image00067

Empire State binası ve Manhattan Köprüsü

Havanın kararmaya başlamasıyla Manhattan siluetini oluşturan binaların ışıklarıda yanınca, manzaramız daha da güzel oldu :)

Image00070

manhattan’daki en yüksek bina: one world trade center

Image00071

manhattan

Image00075Manhattan’a geçtikten sonra sıra New York’un bir başka sembolüne gelmişti:  Empire State Binası  Sabah 8’den gece 2’ye kadar açık olan binanın seyir terası, iki ayrı kademeden oluşuyor.

Ana teras 86. katta, üst teras ise 102. katta yer alıyor.  Ana terasa çıkış normal bilet ile  29 $ ekspres bilet ile 50 $, üst terasa çıkış ise normal bilet 46 $, ekspres bilet 67 $.

Seyahat öncesi bir dizi araştırma sonrası üst terasa çıkmanın o kadar da gerekli olmadığına karar vermiştik. Bunun yerine ekspres bilet almanın uzun sıraları geride bırakmak için daha mantıklı olduğuna karar vermiştik. Aslında vakit satın almak anlamına geliyor bu durum. Ekspres bilet alarak, yaklaşık 1,5 saat kazanmış olduk.

 

Asansörden indikten sonra dağıtılan sesli rehberlerden almadan geçmeyin. Seyir terasına çıkınca manzaraya takılan, New York’un sembolleri olmuş binalar  hakkında ilginç detayları dinleyerek öğrenebilirsiniz böylece :)

Image00073

Hava kararmış olduğu için New York’u gece ışıl ışıl görmek kısmet oldu bize. Gerçekten de manzara çok güzeldi.

Image00072

Zamanı ayarlamak zor ama tepesine çıkılan diğer tüm binalar gibi buraya da akşam üzeri çıkıp şehri hem gündüz hem de gece görmek her yerde tavsiye edildiği gibi, iyi fikir olabilir.

Image00074

o ışıl ışıl görünen yer ise times meydanı :)

Empire State binasında ekspres biletimiz olmasına ve hiç sıra beklememize rağmen yaklaşık 1,5 saat harcamışız.

Empire State’ten sonra geceyi “Blue Note Jazz Clubte noktalamaya karar verince bir taksiye atladık hemen. New York denince insanın aklına jazz klüpler geliyor ister istemez. Bizim de New York’ta yapmak istediklerimizden biri de bir Jazz Club’a gitmekti.

Dünyanın önde gelen caz kulüplerinden biri olan Blue Note Jazz Club, 1981 yılında kurulmuş ve bulunduğu Greenwich Village  bölgesindeki kültürel kurumlardan biri haline gelmiş.

Image00083 Image00084

Blue Note Jazz Club’e giriş ücretli, eğer barda oturmak isterseniz giriş 20 $, masa isterseniz ise 35 $. Biz barı tercih ettik  ve  canlı jazz eşliğinde biralarımızı yudumladık. Günün yorgunluğu üzerimize çökünce, taksiye atladık ve eve döndük.

New York’ta üçüncü gün için bir sonraki sayfaya lütfen :)

New York’tayız… (NY 2)

Yaklaşık 7 saatlik bir uçusun ardından saat yerel saat ile 18:00 civarı New York JFK Havalimanı‘na inmiştik.

Pasaport kontrolü işlemi biraz uzun sürdü, parmak izi verdik. Vize alırken verdiğimiz parmak izinin sisteme kaydedildiğini ve ülkeye girişte kontrol edildiğini düşünüyorum. Bir de bir form doldurduk, iki kişiye tek form yetiyormuş, ayrı ayrı doldurmaya gerek yok bilginiz olsun, kalacağımız adres vs bilgileri içeriyor. Valizimiz de sorunsuz geldi. Sıra Manhattan’a gitmeye gelmişti. Biz havaalanından metro ile şehre gitmeye karar verdik. Metro hatlarını merak edenler, gitmeden önce öğrenelim diyenler için link verelim tık tık.

Manhattan’daki evimiz, Upper East Side ile East Harlem’in kesiştiği noktada, 2. bulvar 110. caddedeydi. Bu nedenle havaalanındaki “Airtrain” ile “Jamaica Center” istasyonuna gittik, oradan da E hattı ile Manhattan’a ulaştık.

Airtrain, havalimanındaki terminaller arasındaki ulaşımı sağlıyor aynı zamanda da havalimanından en yakın metro durağına ulaşmanızı sağlıyor. Airtrain 5 $, metro ise 2,5 $.

Böylece JFK Havalimanından Manhattan’a ulaşım kişibaşı 7,5 $. Fikir vermesi açısından taksiyle Manhattan’a ulaşmak, gişe ücretleri dahil 58 $, bahşiş hariç. Bir de shuttlelar var, bunların da fiyatları kişibaşı 20-25 $ civarında.

metrocardMetrocard’ı Airtrain ile ulaştığınız metro istasyonundan alabilirsiniz, 10 $ doldurunca 0,50 $ hediye veriyor, bir de yeni kart parası 1 $ ödemek gerek. Herkesin kendi metrocard’ı olması gerekiyor. İki kişiyseniz, tek kartla iki kez üst üste geçilemiyormuş, bilginize.

E hattı ile ulaştığımız Manhattan’da, 51. Cadde durağından 6. hata geçip 110. cadde durağında inip, 2 sokak kalacağımız eve yürüdük.

New York’ta mutlaka Manhattan’da kalmak gerek. Zaten görülmesi gereken çoğu yer Manhattan’da. Konaklama tahmin edeceğiniz ya da muhtemelen duyduğunuz üzere oldukça pahalı. Ortalama bir otel odası için gecelik 180-200 $’ı gözden çıkarmanız gerekecek büyük ihtimalle. Biz New York’taki konaklamamızı airbnb‘den ayarladık, otel yerine evde kalmayı tercih ettik.

nyairbnb1 nyairbnb2

Bizim kaldığımız ev: Affordable & Cozy @ 1 bed APT. Adı üstünde; gerçekten de Manhattan standartlarında oldukça hesaplı. 4 gece için toplam 522 $ ödedik. Temizlik ücreti ve airbnb’nin ücreti dahil.

Burada bir parantez açıp biraz detay bilgi vereyim. Otelde kalmak isteyenler, booking.com’daki fiyatlarda vergi yok, otel bakarken bu ayrıntıya da dikkat etmek gerek. New York’taki otel fiyatlarına % 14,75 vergi ve gecelik 3,50 $ şehir vergisi ekleniyor. Airbnb’de de bazı evlerde temizlik ücreti ilave ediliyor fiyatlara, bir de airbnb komisyonu var tabii ki, ama yine de otel odasına ilave edilen vergiden daha uygun bir rakam ilave oluyor.

evharitasi2Gelelim New York’taki evimize.. 2. Bulvar 110. ve 111. Sokak arasında yer alıyordu. Konumu, Upper East Side’ın East Harlem ile birleştiği bölge olarak tanımlayabiliriz. Evimiz, binanın bize göre 3. katında Amerikalılara göre ise 4. katındaydı. Amerikalılar zemin katı bir saydıklarından aramızda böyle bir fark var :)

Aynen resimlerde göründüğü gibiydi, ortalama bir evdi, eski bir binada, içi nispeten yenilenmişti, duvarlarda asılı resimler, ortama sıcak bir hava katmıştı. Yatak odası gayet büyüktü ama yatak biraz gıcırdayan cinstendi. Genel olarak bir problem ile karşılaşmamış olmamıza rağmen, süper bir ev de değildi açıkcası. Times Square’den eve taksi yaklaşık 20 $ tutuyordu ve geceleri dönüşte çoğunlukla taksi kullandık, belki bütçeyi biraz daha yukarı çekip Midtown’a daha yakın bir ev de seçilebilirmiş diye düşünmedik de değil sonradan..

Eve vardığımızda saat New York saatiyle 20:00’ye geliyordu. İstanbul saatiyle ise sabaha karşı 03:00 olmuştu !! Toplam uçuş süremiz 11 saat civarındaydı ama sabah 9:00 uçağı için evden 06:30 civarı çıkmış olduğumuzu dikkate alırsak, uçaktaki klima arızasından kaynaklanan rötar ve aktarma bekleme süresiyle New York’taki evimize varış süremiz 24 saate yaklaşmıştı :(

Eve yerleşip, kendimize geldikten sonra, yorgunluğa rağmen homemadetravels’a yakışan bir şekilde soluğu Times Square’de aldık :) Evden çıkıp 2nd Avenue/2. Bulvar’dan önce bir kaç sokak yürüdükten sonra taksiye bindik, 15 $ civarında ödedik.

Madem taksi konusu geldi ilk kez, bu noktada New York taksileri ile ilgili bilgi paylaşma zamanıdır.

nytaksi

Taksiler çok yaygın, sayıca fazla, sokakta el kaldırıp durdurabilirsiniz. Taksi fiyatları da makul. Taksilerde ön ve arka koltuk, şeffaf bir bölme ile ayrılmış durumda. Sadece şöfore parayı uzatmak için küçük bir bölme var açıkta. Eğer kredi kartı ile ödemek isterseniz, pos cihazı da şöforün yan koltuğunun arkasına monte edilmiş durumda. Bir de ekranlar var bu koltuğun arkasında, isterseniz reklamları izleyebilir, isterseniz harita kısmından güzergahınızı takip edebilirsiniz :)

Sonunda hep televizyon ekranlarından gördüğümüz, dünyanın belki de en çok ve en büyük dijital ekranlarına ev sahipliği yapan “Times Square”deydik.

Image00014

Daha önce hiç bir meydanın web sitesi olduğunu görmemiştim. Ama meydan Times Square olunca oluyormuş, merak edenler tık’lasın lütfen :)

Bence, Times Meydanı adı ve ünü kadar büyük bir meydan değil, en azından alansal olarak değil. Meydan bir yandan araç trafiğinin de devam ettiği, West 42. Cadde’nin Broadway ve 7.Bulvar (Seventh Avenue) ile kesiştiği kavşak ve etrafındaki alanı kapsıyor. 

Meydana bakan binaların cephelerinde yer alan rengarenk reklam panoları esas bu meydanı canlı kılıyor, bir de tabii ki bizim gibi turistler :)

Image00013

Meydanla ilgili biraz tarihi bilgi vermeden olmaz :) Meydan, “The New York Times” gazetesinin meydandaki “One Times Square” binasına taşınmasıyla, Times Square olarak anılmaya başlanmış.  Daha önceleri Longacre Square olarak biliniyormuş.

1904 yılbaşı gecesi New York Times’ın hem bu binaya taşınmasını hem de yeni yılı kutlamak amacıyla binadan havai fişek şöleni yapılmış. Böylece meydana adını veren New York Times aynı zamanda meydandaki yeniyıl kutlamaları için de bir gelenek başlatmış :)

Böyle bir misyona sahip olup da binada sadece 10 yıl kalmış olması da ilginç bir detay.. New York Times’dan sonra binada farklı kiracılar olsa da hiç biri böyle bir etki ya da katkı sağlayamamış anladığım.

Image00009Bu bina şu an, sadece reklam alanı olarak kullanılan cepheden ibaretmiş. Binanın içi tamamen boş durumdaymış. Cepheden kazanılan gelir, herhangi bir ofis kiracısının ödeyebileceği kiradan çok daha yüksek olmalı.

Bir de haliyle 100 yılı devirmiş bir binanın altyapı eksiklikleri, yenileme gereklilikleri ve şikayet eden kiracıları ile hiç uğraşmak yerine cepheyi kiralamak çok daha akılcı bir çözüm bence de. Bu akılcı çözüm binanın mal sahibine de çok iyi para kazandırmış.

Bina 1995’te Lehman Brother’s a 27,5 milyon $’a satılmış, sonrasında reklam binasına dönüştürülmüş ve 1997’de Jamestown Group’a 117 milyon $’a satılmış. Satışın yapıldığı yıl binanın reklam geliri 7 milyon $’mış. 2012’de ise bu gelir 23 milyon $’a yükselmiş. vallaha wikipedia’nın yalancısıyım :)

Bu bina hangisi diye sorarsanız, muhtemelen filmlerde görmüş olduğunuz her yeniyıl gecesi tepesinde yer alan topun düşmesiyle yapılan kutlamalara ev sahipliği yapan bina :)

Times Square’de etrafınızda dönen ışık ışık reklam panoları yeterince gözünüzü aldıysa biraz meydanda yürüyüp mağazalara girip çıkabilirsiniz.

Biraz yorgunluk, biraz uykusuzluk, öğünlerin birbirine karışması derken birşeyler atıştırmaya karar verdik ve meydanda yer alan Bubba Gump Shrimp Coya oturalım dedik. Daha önce duyduğum ama ilk kez denediğimiz konseptli bir restoran burası :)

Image00010

Efsanevi “Forrest Gump” filminin temasıyla kurulmuş bir restoran. Dekorasyon da her haliyle filmi çağrıştırıyor, ekranlarda film yayınlanmaya devam ediyor, filmden replikler duvarları süslüyor… Masanıza garson çağırmak isterseniz çift yönlü levhanın “stop forrest stop” tarafını çevirmeniz gerek, diğer tarafta ne yazıyor derseniz tabii ki “run forrest run” :) Esprili ve oldukça güzel planlanmış bir konsept. Görmeli, tatmalı mutlaka..

Her ne kadar saat 22:00’yi geçmiş olsa da uzun bir kuyruk vardı restoranın kapısında, adımızı listeye yazdırdık. O sırada hediyelik eşya mağazasında film ve restoran temalı ürünlerle biraz oyalandık. Biraz filmi izledik,masaya oturmamız heralde 45 dk filan sürdü toplamda..

Menüde genellikle deniz ürünleri ve karides ağırlıklı ama deniz ürünlerini sevmeyenler için de alternatifler var. Bizim menümüzde ise, “Forrest Seafood Feast” (20,99 $), “Shrimper’s Heaven” (22,79 $) vardı. Bu iki yemek de, çeşitli karides kızartmaları yanında patates kızartması ile geliyor, porsiyonlar büyük, eğer fazla aç değilseniz bir tanesi yetecektir iki kişiye. Forrest Seafood Feast daha lezzetli, Shrimper’s Heaven’daki çeşitlerden biri hindistan cevizli karidesti. Çok beğenmedik biz.

Image00011 Image00012

Yemekler böyle, ne içtiniz derseniz.. Eğlenceli ışıklı yanar döner bardaklarda servis edilen meyve kokteylleri var, bardak da hediye :) Ben bu kokteyllerden “Strawberry Mango Chiller” (8,99 $) denedim, eşim de biralı bir kokteyl olan “Coronarita”yı (14,99 $) denedi.

Amerika’daki ilk yemeğimizi yedik madem, yeme içme konusunda da biraz bilgi vereyim. Menülerdeki fiyatlar vergi hariç. New York’ta hesaba % 8,8 vergi ekleniyor. Bir de bahşiş olayı var ki, daha önce dünyanın hiç bir yerinde görmediğim kadar yüksek oranlarda.

Hesap gelince en altta bahşiş sizin için otomatik hesaplanmış geliyor, %15 – %18 ve %20 olarak. Artık gönlünüzden ne koparsa :) Hatta bazı restoranlardaki garsonlar %20’yi yuvarlak içine alıp yanına gülen surat çizip “thank you” bile yazıyorlar :)

Yemekten sonra kalan son enerjimizle taksiye atlayıp evimizin yolunu tuttuk.

Gündüz gözüyle New York sokaklarını gezmek için sonraki sayfalara lütfen :)

 

İstanbul New York yolculuğu.. (NY 1)

12 günlük bir seyahat için havaalanına arabayla gitmek anlamsız. Abonelik alsak da, valeye verip %50 indirim alsak da taksi her koşulda daha ucuza çıkacağı için havalimanına taksiyle gittik.

Havalimanı oldukça sakindi, check-in yapmış olduğumuzdan işlemlerimiz çok kısa sürdü. Bayram tatiline bir gün önce başlamanın avantajını yaşadık bu anlamda. Free shopta biraz takıldıktan sonra Comfort Lounge’ta kahvaltımızı yaptık. İş Bankası Lounge kullanım koşullarını değiştirdiğinden, Maximiles Select kart bile olsa misafire ücret alınıyor :( Biz de Finans Xclusive kartın da geçtiği Comfort Lounge’ı kullandık ücret ödemeden. Yeme-içme büfesinde sunulan ikramlar İş Bankası Lounge’ına göre daha iyi tavsiye ederim :)

Lounge keyifli gelmiş olmalı ki uçağımıza yarım saat kala “son çağrı” uyarısını görünce fırladık yerimizden ve kapıya koştuk.

Böylece British Airways’in 08:50 Londra uçağı ile başladı yolculuğumuz, Atatürk Havalimanı’nın her zamanki uçak trafiği sebebiyle kalkışımız 9:30’u buldu.

İlk kez British Airways ile yolculuk ediyorduk, kahvaltı servisi güzel ve tatmin ediciydi.

Londra’ya indiğimizde saat Türkiye saatiyle 13:00, Londra saatiyle ise 11:00 civarındaydı.

saat

Uçaktan inip, transit uçuşların yönlendirmesi olan mor tabelaları takip ederek, diğer uçuşumuz için kapıya doğru yöneldik. Bu noktada ilk önce pasaport kontrolünden sonrasında ise güvenlik kontrolünden geçtik.

Güvenliğe doğru giderken heryerde sıvı taşıma limitlerinden ve sıvıların kilitli poşetlerde olması gerektiğini söyleyen görevliler ve uyarıcı levhalar vardı. Sırt çantalarımızdan biri yanımızdaydı ve tüm banyo malzemeleri de bu çantadaydı.

airport_allowanceNe olur ne olmaz aktarmalı uzun uçuşlarda hep bir tedirginlik oluyor bende. Ya valiz kaybolursa ya bir kaç gün sonra gelirse diye. Bu nedenle eşyaları ikiye bölüp, önemlileri ve kaybolursa çok üzüleceğim kıyafetlerimi kabine alacağım sırt çantasına yerleştiriyorum. Biraz temkinli davranıyorum.

Açıkcası sırt çantasını açıp tüm banyo malzemelerini çıkarıp kilitli poşetlere koymak gereksiz geldi. Ama gerekliymişşş!!..

 

Sistem şöyle işliyor, x-rayden geçtikten sonra sorunsuz olan eşyalar bir banta, içinin kontrol edilmesi gereken eşyalar ise ayrı bir banta yöneliyor. Görevli çantada çok fazla sıvı olduğunu söyledi, sıvıları görmek istedi, ayrı kilitli poşette olmaları gerekiyor dedi.  Mecburen açtık valizi, sıvıları poşetledik, görevliye verdik. Bir aletle kontrol etti, sonra da hepsi sorunsuz alabilirsiniz dedi. Bu aralar güvenliğin biraz arttığını bu sebeple sıvıları çantaya yerleştirmeden yanımızda tutmamızın daha iyi olacağını söyledi.

Güvenlikten de geçtikten sonra free shopların yer aldığı alandaydık. Özellikle yurtdışında free shoplarda vakit geçirmeden önce mutlaka uçağınızın kapısını öğrenin. Bazı havalimanları çok büyük olduğundan, kapılar birbirine uzak olabiliyor ve hatta kapınıza gitmek için bir iki durak da olsa metroya binmeniz gerekebilir.

Image00005Heatrow Havalimanı da böyle, esas free shopların yer aldığı alan C terminali, kapınız B ya da A’da ise, metroyla diğer terminallere ulaşmanız gerekiyor. Freeshop alışverişine dalmadan ya da birşeyler atıştırmak için oturmadan önce kapıya ne kadar uzaklıkta olduğunuzu bilmeniz, son dakika paniklerinin önüne geçecektir :)

Image00007New York’a devam edecek uçağımız Londra saatiyle 13:10’daydı. Güvenlik vs işlerinden sonra yaklaşık 1,5 saatlik zamanımız vardı. Önceki Londra seyahatimizde tanıyıp, çok sevdiğimiz Pret a Manger’i görünce oturup birşeyler atıştırmaya karar verdik.

Yemekten sonra B terminalindeki kapıya ulaşmak için metroya bindik, kapıya vardığımızda yavaş yavaş uçağa alımlar başlamıştı. Sonra yolcu alımına ara verildiği, uçak içindeki sıcaklığın 40 derece olduğu, bu nedenle uçak biraz soğutulduktan sonra tekrar yolcu alınacağını duyurdular.

Herşey böyle başladı ve uçağın içine bindikten sonra, klimalardan birinin bozulduğu, tamir edilmeden havalanamayacağımızı bildiren anonslar aralıklarla devam etti uçağın içindeki sıcaklık yükselirken. İki saati geçen bir rotar sonunda Londra saatiyle 15:30’a doğru havalandık. Kaptanımız yolda rötarı telafi edeceğini söyledi :)

Image00008Yemekte körili tavuk, tahıl salatası ve limonlu turta vardı, herşey lezzetliydi.

 

Madem uzun uçuyoruz bu uçuşta biraz New York’u tanıyalım, tanıtalım :)

 

 

New York

New York, Amerika’da yer alan 50 eyaletten biri. Yer aldığı eyalet ile aynı ismi taşıyan New York Şehri ise Amerika’nın en meşhur şehirlerinden.

New York City, NYC, Büyük Elma (the big apple) veya sadece Şehir (the City) olarak de biliniyor.

NYC; Manhattan, Bronx, Queens, Brooklyn ve Staten Island olmak üzere 5 ilçeden oluşuyor.

New_York_City_District_Map

Bu ilçeleri birer cümle ile özetlemek gerekirse,

Manhattan; NYC’nin en meşhur yeri, hepimizin filmlerden izlediği ve bildiği Times meydanı, Empire States Binası, Wall Street, Harlem gibi bir çok yer Manhattan’da.

Brooklyn; nüfusun en yoğun olduğu bölge

Queens; Amerika’daki en fazla etnik grubun yaşadığı bölge

The Bronx; New York Yankees beyzbol takımının stadyumunun bulunduğu bölge

Staten Adası; ücretsiz feribotla ulaşılan bu ada New York’un diğer ilçelerine göre daha banliyö karakterli

Gelelim New York ile ilgili bir kaç istatistiki bilgiye, yaklaşık 170 ayrı dil konuşulan New York’ta yaşayan her üç kişiden biri ABD dışında bir ülke doğumluymuş.

180 farklı ülke kökenli 8,2 milyon kişilik bir nüfusu barındıran New York, dünyanın en kozmopolit şehirlerinden biri olma ünvanını da taşıyor.

Manhattan_districts_51811

 

New York denince tabii ki ilk akla gelen yer Manhattan, tüm iş, eğlence vs. hepsi Manhattan’da.

Manhattan güneyden kuzeye doğru, sokak numaralarına göre bölünmüş ve bölgelere ayrılmış durumda. Kuzeyden güneye doğru uzanan 12 cadde ve bu caddeleri dik kesen 220 sokak Manhattan’ın grid sistem yol şemasını oluşturuyor. Oldukça basit ve kullanışlı bir sistem. Taksiye bindiğinizde adres tarif ederken, örneğin 5. cadde 90. sokak şeklinde söylüyorsunuz. Taksicinin sizi dolaştırma gibi bir ihtimali yok, sokak numaralarını takip etmek çok kolay.

Manhattan, uptown, midtown ve downtown olarak üçe ayrılmış durumda. Uptown Manhattan’ın kuzeyi, downtown ise güneyini kapsıyor. Bu sistem de oldukça kullanışlı özellikle metroya binerken, ters yöne gitme riski hemen hemen hiç yok.

Bu ön bilgilendirmeden sonra gelelim New York’taki anılarımıza.

amerika seyahati planlarken..


Bu yazıda seyahati planlarken yapılması gerekenleri ele alıyoruz : 1. uçak biletleri  2. Amerika içi ulaşım  3.konaklama

1. Uçak biletleri…

flightsGidiş ve dönüş günleri tamamen duygusal (!) sebeplerle seçildi :) homemadetravels’a yakışmayan bir şekilde seyahat tarihinden yaklaşık 2 ay önce yaptığımız için programı; THY’den uygun fiyatlı bilet bulmak imkansıza yakındı.

Geçen sene gittiğimiz Güney Amerika tatilinin uçak biletleri için, halen avans milleri kapatmaya çalıştığımızdan, avans mille de bilet alma şansımız yoktu :(

Mayıs ayında program yapmaya başladığımızda THY New York gidiş dönüş biletleri iki kişi için 2.400 $ civarındaydı, New York gidiş – Los Angles dönüş biletleri ise 3.900 – 4.000 $ civarındaydı iki kişi.

Bu arada sanmayın ki bu fiyatlar Cumartesi gidiş Pazar dönüş fiyatları.. Gidiş ya da dönüşten biri mutlaka haftaiçi bir gün.. Dedim ya daha önce gidiş ve dönüş günleri tamamen duygusal (!) sebeplerle seçildi :)

Bayram tatiline denk gelen bir Amerika programını ucuza planlamak kadar zor birşey yok sanırım, uçak biletleri için harcadığımız toplam vakit ne kadardır bilmiyorum ama yaptığımız rezervasyon sayısı 5-6 civarında olsa gerek.. Aylar öncesinden bilet alıp seyahat planlayan bize ne oldu böyle??

Bir gün önce gitsek, bir gün sonra dönsek? Cuma gitsek, Salı dönsek? Perşembe gitsek Pazartesi dönsek? Sayısız ve sonsuz alternatif içinden en ucuzunu bulma çabamız takdir edilesiydi gerçekten..

Expedia’nın sunduğu sonsuz uçak bileti alternatifleri içinde boğulduk resmen.

Direkt uçuşlar, aktarmalar.. Londra aktarmalı ya da Fransa ya da İtalya… Sabah gidiş olsa, dönüş akşam olsa.. Amerika’daki ara uçuşu da eklesek mi? Expedia’nın başında kaç saat geçirdiğimizi inanın bilmiyorumm.. Ama bu açıdan expedia’nın sunduğu hizmet 10 numara 5 yıldız, bilet almadan mutlaka bakılmalı..

Image00004

Gelelim sonuca: ucuz bilet bulamayınca, direkt uçuştan vazgeçtik ve aktarmalı uçuşlara yöneldik. British Airways’ten Londra aktarmalı New York gidiş, Los Angeles’ten Londra aktarmalı dönüş biletlerimizi iki kişi toplam 3.340 $’a aldık.

Amerika biletlerini aldığımıza göre, programa ince ayar yapma vakti gelmiştir :)

 

2. Amerika içi ulaşım..

İstanbul uçuşları tamam, sıra geldi, Amerika içi ulaşıma..

New York’tan San Francisco’ya mecbur uçacağız ve bu uçuş yaklaşık 6,5 saat sürecek !! Peki oradan Los Angeles’a arabayla geçsek, ordan da Las Vegas’a nasıl olur?? ayagimintozuyla‘da yazmış Melike, harika bir yol varmış, Pasific Coast Highway..

Vallaha canım çekti bu yolu ama; düşün/taşın/hesapla olmadı, bize uymadı :( Bizim program zaten yoğun bir de bu yolu arabayla alırsak, çok vakit kaybederiz. Sonunda San Francisco’dan Las Vegas’a uçmaya karar verdik.

“New York – San Francisco” ve “San Francisco – Las Vegas” uçak biletlerini “United Airlines”ten aldık 2 kişi toplam 810 $. United Airlines Staraliance üyesi olduğu için, New York – San Francisco uçuşundan 2.572 mil,  San Francisco – Las Vegas uçuşundan ise 500 mil kazandık :)

Geriye sadece araba kiralama kaldı. Las Vegas havalimanından Fox Rent A Car‘dan 5 günlük  kiralayacağımız “Dodge Challenger” için ise 290 $’a yaptık rezervasyonu. Ama arabayı teslim alırken öğrendik ki, mecbur bir sigorta yapılıyormuş, günlük 22 $ daha eklendi mecburen fiyata. Bu arada arabamız da “Mustang”e upgrade olmuş fiyat farkı olmadan :)

3. Konaklama alternatifleri… Nerede, kaça kalınır?

Uçaklar kesinleştiğine göre sıra geldi kalınacak yerleri ayarlamaya…

New York’a 4 gece ayırdık, diğer şehirlere ise 2’şer gece. Amerika’da konaklama Las Vegas hariç pahalı malesef :( Yani ulaşmak ayrı pahalı, konaklamak ayrı, korkarım en çok para harcadığımız tatilimiz bu oldu!!

booking

Konaklama için ilk baktığımız yer tabii ki booking.com, sonrasında ise airbnb.com duruma göre ikisinin de avantajları var..

airbnbDikkat edilmesi gereken konular: Oda fiyatına neler dahil? Booking.com için, KDV vb. vergiler, kahvaltı? Airbnb.com için ise, temizlik için ekstra bir ödeme yapılacak mı? Zaten airbnb komisyonu her halükarda fiyata ilave ediliyor. Bu arada Amerika’da eyaletlere göre vergi oranları da farklılık gösteriyor.

Las Vegas hariç tüm konaklamaları airbnb’den ayarladık, Las Vegas ise booking.com’dan.

NY

New York

Tabii ki en mantıklısı Manhattan’da kalmak.. Otellerin oda fiyatlarına % 14.75 KDV ve gecelik 3,50 $ şehir vergisi ekleniyor, bu nedenle verginin olmadığı airbnb’ten bir yer ayarlamak tercihimiz oldu, detaylar New York yazısında ama evi merak edenler tıklasınlar, fiyat ile ilgili bilgi vereyim, 4 gece için toplam 522 $ ödedik.

 

SF

San Francisco

Otellerin oda fiyatlarına % 14 KDV ve %2,32 şehir vergisi ekleniyor, San Francisco da hiç ucuz değil, bu nedenle verginin olmadığı airbnb’ye yöneldik yine. İki kez yaptığımız rezervasyon ev sahipleri tarafından onaylanmayınca Allah’ın hakkı üçtür dedik ve üçüncü denemede evi ayarladık, 2 gece için toplam 376 $ ödedik.

 

 

LV

Las Vegas

Otellerde oda fiyatına ilave edilen KDV %12 ayrıca bazı otellerde resort fee adı altında 20-25 $/gece arasında değişen rakamlar var. Dünyanın en büyük ve orijinal temalı otellerine ev sahipliği yapan Las Vegas’ta otelde kalmak gerek dedik ve booking.com’dan Excalibor Otel’i ayarladık, 2 gece için toplam 154 $ ödedik.  Aslında otelin gecelik oda fiyatı 50 $’dı ama kdv, resort fee derken toplam rakam arttı.

 

LA

Los Angeles

Los Angeles’ta otellerin oda fiyatlarına % 14 KDV ve %1,5 şehir vergisi ekleniyor. Yine tercihimiz vergisiz konaklama alternatifi olan airbnb oldu. Okyanus kıyısında yer alan Santa Monica’daki, eve 2 gece konaklama için toplam 182 $ ödedik.

Tüm organizasyon tamam, yola çıkabiliriz öyleyse…

İlk önce New York :)

macera dolu Amerika :)

karar verdik Amerika’ya gidiyoruz…

Yazının Devamı…

Yandex.Metrica